Polİtİka16:52, 13 Mart 2025
Ermenistan Başbakanı’nın Türk gazetecilere verdiği röportajın tüm metni yayınlandı (2. bölüm)

Ermenihaber.am Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın 11 Mart tarihinde Türk gazetecilere verdiği röportajın tüm metni
dikkatinize sunuyor:
(İkinci bölüm)
''NTV'' Mete Çubukçu
– Çok teşekkür ederim, Sayın Başbakan. Şöyle bir sorum var—Karabağ Savaşı sonrasında yapılan anlaşmalarda Azerbaycan ile Nahçıvan arasında bir koridordan bahsediliyor. Türkiye, bu koridorla ilgili tutumunu ve söylemini sürdürüyor ve bunu "Zengezur Koridoru" olarak adlandırıyor. Bu koridor konusundaki tutumunuz nedir? Burada hepimiz "Barış Kavşağı" projesini gördük. Bu proje, "Zengezur Koridoru"na bir alternatif mi, yoksa genel bölgesel yaklaşımınızı mı yansıtıyor? Teşekkür ederim.
Başbakan Nikol Paşinyan
– Biliyorsunuz, her şeyden önce "Zengezur Koridoru" ifadesi bizim için anlaşılmaz ve kabul edilemez, çünkü birincisi, Ermenistan Cumhuriyeti’nin bu ifadeyle hiçbir bağlantısı yoktur ve bu tür bir ifade kullanıldığında, Ermenistan'da bu, egemenliğimize ve toprak bütünlüğümüze yönelik bir talep olarak algılanmaktadır.
Bu konuyla ilgili bir makale yazma fırsatım oldu ve yakın zamanda yayımladım. O makalenin temel mesajı, bizim bölgesel ulaşım yollarının açılmasından yana olduğumuzdu. Ve şunu da belirtmek isterim ki, bölgesel iletişim hatlarının açılmasını en çok savunan taraf aslında biziz, çünkü gerçekte abluka altında olan biziz.
Bölgede başka hiçbir ülke abluka altında değil. Dört sınırımız var ve bunlardan ikisi tamamen kapalı. Bu gerçek bile, bölgesel ulaşım yollarının açılması konusunda ne kadar ilgili olmamız gerektiğini ve gerçekte ne kadar ilgili olduğumuzu açıkça göstermektedir.
9 Kasım 2020 tarihli üçlü bildirinin 9. maddesine birçok atıfta bulunuluyor, ancak burada çok önemli bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: 9 Kasım üçlü bildirisinin 9. maddesinde "koridor" ifadesi hiç geçmiyor.
Anlıyorum ki, "koridor" kelimesi farklı bölgelerde ve uluslararası söylemde farklı şekillerde kullanılıyor. Ancak 9 Kasım üçlü bildirisi bağlamında bir nüans var: Metinde "Laçin koridoru" ifadesi yer alıyor, yani bu terim açıkça yazılmış ve imzalanmıştır. Ancak 9 Kasım üçlü bildirisinin 9. maddesinde "koridor" ifadesi hiç bulunmamaktadır.
Ayrıca, 9 Kasım üçlü bildirisinde, Ermenistan toprakları üzerinden yolcu ve yük taşımacılığının güvenliğinin üçüncü ülke temsilcileri ve güçleri tarafından sağlanması gerektiğine dair bir hükmün olmasıyla ilgili birçok yorum yapılıyor. Ancak, 9 Kasım üçlü bildirisinde böyle bir hüküm kesinlikle yoktur.
Tam tersine, metinde açıkça Ermenistan Cumhuriyeti’nin kargo, araç ve yolcu geçişini garanti ettiği yazıyor. Eğer Ermenistan Cumhuriyeti güvenliği garanti ediyorsa, bunu kendisi sağlamayacaksa nasıl garanti edebilir?
Ancak üçlü bildiriyle ilgili şu gözlemde de bulunmak istiyorum: Bu belgeye seçici bir şekilde yaklaşmak doğru değildir.
Örneğin, üçlü bildiride savaş esirlerinin, rehinelerin ve diğer tutuklu kişilerin değişimi ve iadesi açıkça belirtilmiştir, ancak bu mesele hâlâ çözülmemiştir. Üstelik, Bakü’de devam eden davalar nedeniyle bu durum daha da ağırlaşmaktadır. Bizim değerlendirmemize göre, bunlar kurgulanmış yargılamalar ve bu süreçte yasaklı yöntemler, işkence ve elimizdeki bilgilere göre diğer yasaklı yöntemler de uygulanıyor.
Üçlü bildiri, Dağlık Karabağ’dan da bahsetmektedir, ancak Azerbaycan sürekli olarak Dağlık Karabağ’ın var olmadığını iddia etmektedir. Üçlü bildiri, mültecilerin Dağlık Karabağ’a ve çevresindeki bölgelere geri dönmesini öngörmektedir, ancak üçlü bildiri imzalandıktan sonra tam tersine, mülteci sayısı artmış ve zorla yerinden edilme süreçleri yaşanmıştır.
Yani, üçlü bildirinin hükümlerine seçici bir şekilde yaklaşmak doğru bir yöntem değildir. Bazı noktalarda "artık geçerli değil" demek, diğer noktalarda "hala yürürlükte" olduğunu söylemek ve üstelik belgede yer almayan hükümler atfetmek doğru değildir. Sonuçta, bu belge kamuya açık bir belgedir.
Ulaşım hatlarına gelince: Ermenistan Cumhuriyeti, Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasındaki bağlantıyı kendi toprakları üzerinden sağlamaya hazır mı? Evet, elbette hazır.
Ve bu konuyla ilgili olarak Azerbaycan’a çok somut bir teklif sunduk. Bizim görüşümüze göre, bu sadece bir teklif değil, aynı zamanda demiryolu yük taşımacılığı açısından da sorunu çözen bir öneridir. Şimdi Azerbaycan’ın yanıtını bekliyoruz.
Ancak dikkatinizi şu noktaya çekmek istiyorum: Genel olarak, 9 Kasım 2020 tarihli üçlü bildiride de Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan arasında ulaşım bağlantısının sağlanmasına yönelik ayrı bir gündem bulunmamaktadır. Bu konu, bölgesel ulaşım hatlarının açılmasıyla ilgili genel gündemin bir parçasıdır.
Bu da şu anlama gelir: Ermenistan ve Azerbaycan birbirleri için karşılıklı olarak ulaşım hatlarını açmalıdır. Yani, Ermenistan’dan Azerbaycan toprakları üzerinden Ermenistan’a ve Azerbaycan’dan Ermenistan toprakları üzerinden Azerbaycan’a ulaşım hatları açılmalıdır.
Dikkatinizi şu noktaya çekmek istiyorum: Örneğin, Ermenistan’ın kuzey bölgelerinden Meghri’ye, yani güney bölgesine doğrudan bir demiryolu bağlantısı bulunmamaktadır. Mevcut demiryolu bağlantısı yalnızca Azerbaycan topraklarından, yani Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti üzerinden geçmektedir.
Bu durum şunu gerektiriyor ve bu yüzden diyoruz ki, elbette biz Azerbaycan’a demiryolu bağlantısı sağlamaya hazırız ve karşılığında Ermenistan için de benzer bir bağlantının sağlanmasını bekliyoruz. Özellikle, Yeraskh’tan Meghri’ye uzanan bir demiryolu bağlantısının sağlanması önemli. Çünkü Ermenistan’ın güneyden kuzeye uzanan kendi toprakları üzerinden bir demiryolu inşa etmesi, ülkenin dağlık ve engebeli yapısı nedeniyle oldukça zorlayıcıdır.
"Ermenistan Cumhuriyeti, batı Azerbaycan’dan Nahçıvan’a Ermenistan toprakları üzerinden demiryolu yük taşımacılığı imkânı sağlamaya hazır mı? Evet, hazır. Ve aynı şekilde, Azerbaycan toprakları üzerinden Ermenistan’dan Ermenistan’a demiryolu bağlantısı için de aynı imkânın oluşturulmasını bekliyoruz. Ayrıca, karayolu ulaşımını da sağlamaya hazırız."
Aynı zamanda, bizim algımıza göre bu, Azerbaycan’ın Ermenistan toprakları üzerinden Türkiye’ye ve tam tersi yönde demiryolu bağlantısının oluşturulması anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Türkiye’den Azerbaycan’a kara yolu ulaşımının sağlanmasını da içerir.
Bu durum, Ermenistan’ın da Azerbaycan toprakları üzerinden demiryolu ve kara yolu ile İran İslam Cumhuriyeti’ne ve Rusya’ya bağlanabileceği anlamına gelmektedir. Elbette bu çerçevede, Ermenistan-Türkiye demiryolunun açılması da öngörülmektedir ve süreç bu şekilde ilerlemelidir.
Biz bu çözümlere hazırız. Ancak Azerbaycan’ın bu çözümlere neden yanıt vermediği ve tam tersine, konuyu sürekli bir gerginlik yaratma mantığıyla ele almaya çalıştığı bizim için anlaşılır değil.
Yani, bu sorunun çok net bir yanıtı var: Ermenistan Cumhuriyeti, batı Azerbaycan’dan Nahçıvan’a Ermenistan toprakları üzerinden demiryolu yük taşımacılığı imkânı sağlamaya hazır mı? Evet, hazır.
Ve aynı şekilde, Azerbaycan toprakları üzerinden Ermenistan’dan Ermenistan’a demiryolu bağlantısı için de aynı imkânın oluşturulmasını bekliyoruz. Ayrıca, karayolu ulaşımını da sağlamaya hazırız.
Bu arada, son makalemde özellikle vurguladım ki, diğer koşullarda ve diğer durumlarda altyapı yatırımları gerekecek olsa da şu anda sadece siyasi ve hukuki bir kararla, Türkiye’den Ermenistan toprakları üzerinden Azerbaycan’a Margara sınır kapısından karayolu ulaşımı sağlamak mümkündür. Burada altyapı hazır ve yollar normal durumdadır. Bu güzergâh, Tegh sınır noktasına kadar uzanıyor ve bu noktadan itibaren Ermenistan'dan Azerbaycan’a Laçin üzerinden geçiş yapılarak Azerbaycan’ın iç bölgelerine ulaşım mümkün hale geliyor.
Yani şu anda ve bunu kamuoyuna açıkça duyurdum böyle bir kara yolu bağlantısı sağlamaya da hazırız. Bu yaklaşım, "Barış Kavşağı" adını verdiğimiz konseptin temelini oluşturan algıların bir toplamıdır.
Üstelik, bu proje için özellikle hiçbir komşu ülkeye rahatsızlık vermeyecek bir isim seçtik. Ve bence bu, bizim yapıcı tutumumuzun ve duruşumuzun çok doğrudan bir kanıtıdır.
''Agos'', Lusyen Kopar
– Sorumu Azerbaycan’daki Ermeni esirlerle ilgili sormak istiyorum. Ruben Vardanyan şu anda hapiste ve açlık grevine başladığını duyurdu. Bu konularla ilgili olarak Ermeni basınında Ermenistan hükümetine yönelik bazı eleştiriler de var; özellikle, yeterli çabanın gösterilmediği yönünde eleştiriler yapılıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Başbakan Nikol Paşinyan
– Bu durumun bizi çok endişelendirdiğini daha önce de söyledim. Şu anda Azerbaycan’da en az 23 esir, rehine veya tutuklu kişi bulunuyor ve bu sorunu çözmek için elimizden gelen çabayı göstermeye çalışıyoruz.
Ancak diğer yandan, şunu da anlamamız gerekiyor: Azerbaycan, bu durumu esasen bir gerginlik aracı olarak kullanıyor ve tırmandırma amacı güdüyor.Ve eğer birileri "Ermenistan hükümeti bu sorunu çözmek için gerekli çabayı göstermiyor" diyorsa, bu onların yeterince bilgi sahibi olduğu anlamına gelir. Eğer yeterince bilgi sahibilerse, o zaman bir adım daha ileri gidip Ermenistan hükümetinin hangi somut adımı atması gerektiğini ve bunun nasıl bir sonuç getireceğini de ortaya koymaları gerekir. Ve hükümetin bu çabayı göstermediğini iddia ediyorlarsa, hangi spesifik adımın eksik olduğunu da açıkça belirtmelidirler.
Genel olarak, eleştirileri anlıyorum ve her zaman şunu söylüyorum: Hükümetin gösterdiği çabalar sonuç vermediği sürece, herkes "hiçbir çaba gösterilmiyor" diyebilir. Çünkü bu çabalar esas olarak diplomatik düzeyde yürütülmektedir.
Neden böyle? Çünkü bu tür meselelerde kamuya yapılan açıklamaların çok dikkatli olması, belirli bir amaca hizmet etmesi gerekir. Belirli durumlar dışında, bu tür kamuya açık açıklamalar fayda sağlamaz; aksine, bazen sürece zarar da verebilir.
Her zaman Aralık 2023’te 32 esir vatandaşımızın Ermenistan’a dönüşü örneğini veririm. O ana kadar kimse hükümetin yaptığı girişimleri bilmiyordu. Ve o ana kadar sürekli "Hükümet hiçbir şey yapmıyor" eleştirileri yapılıyordu. Ancak gerçekte, hükümet yoğun çaba gösteriyordu.
Ve bu eleştirileri yapanlar, kendi bakış açılarına göre haklıydılar, çünkü onlar için "Hükümet bir şey yapıyor" demek, ancak sorunun çözüldüğü an mümkün oluyordu.
O sorun çözülmediği sürece, herkes "Hükümet gerekli çabayı göstermiyor" diyebilir. Ancak Aralık 2023’te esir vatandaşlarımızın dönüşüne dair resmi haber gelene kadar, hükümetin hiçbir şey yapmadığına dair çok sert eleştiriler yapılıyordu.
Oysa hükümet gerçekten yoğun bir çaba gösteriyordu ve bu ancak esirlerin dönüşü sağlandıktan sonra açıkça ortaya çıktı. Yani hükümetin çalışmaları ancak belirli bir zaman sonra görünür hale geldi ve bu da herkes tarafından anlaşılır oldu.
Daha önce de söyledim, bu çok acı veren bir mesele. Ancak şu gerçeği de görüyoruz: Azerbaycan, özellikle barış süreci bağlamında, sürekli olarak ek gerginlik faktörleri oluşturmaya çalışıyor.
Üstelik, işkenceye dair kamuya açık açıklamalar ve yasaklı yöntemlerin kullanıldığına dair görsel kanıtlar da ortaya çıkıyor. Bu durum elbette endişe verici ve kabul edilemez.
Ve Ermenistan hükümeti bu konuda net bir tutum sergilemiştir.
''İhlas Haber Ajansı'' Yaprak Mutlu
– Sayın Başbakan, teşekkür ederim. Sorumu Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne üyelik süreci hakkında sormak istiyorum. Ermenistan, resmen Avrupa Birliği’ne katılım sürecini başlattı. Bildiğimiz kadarıyla, Ermenistan Parlamentosu bu konuda bir karar aldı. Şu anda Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde hangi aşamada olduğunu öğrenmek istiyorum. Ayrıca, Rusya ve Batı ile olan ilişkilerde dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Başbakan Nikol Paşinyan
– Ermenistan Cumhuriyeti, dengeli ve dengeleyici bir dış politika benimsemiştir. Bu politika çerçevesinde, Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi geliştirirken, aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği çerçevesinde Rusya ile de iş birliğimizi sürdürüyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi, bölgeselleşme politikamız da bu ilişkilerin bağlamına uyum sağlamaktadır.
Son yıllarda Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz gelişmiş ve derinleşmiştir. Bu süreçte, sivil toplum ve halk temsilcileri yaklaşık 50.000 imza toplayarak parlamentoya bir yasa tasarısı sundu. Anayasamızda böyle bir düzenleme bulunmaktadır; vatandaşlar, 50.000 imza ile parlamentoya bir yasa tasarısı sunabilirler.
Bu girişim sonucunda, parlamentodaki iktidar çoğunluğu tasarıya lehte oy kullanma kararı aldı. Ve bu olumlu oy kararı da Ermenistan’ın dengeli ve dengeleyici dış politikasının mantığına uygundur.
Ayrıca, Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin derinleşmesini, diğer ortaklarımızla olan ilişkilerimize karşıt bir durum olarak görmüyoruz.
Üstelik, ilginç bir durum var: Eğer bölgemize dikkatlice bakarsak, dört komşumuzdan ikisinin Avrupa Birliği üyeliği için aday konumda olduğunu görürüz. Yani bu süreç, bölgeselleşme politikamızla da çelişmiyor.
Ancak öte yandan, bu yasa tasarısının kabul edilmesinin Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne üyeliği anlamına gelmediğini de biliyoruz. Çünkü bu, tamamen farklı ve karmaşık bir süreçtir.
Bu adımla birlikte, bu sürece olan siyasi ilgimizi ve yönelimimizi açıkça ortaya koyuyoruz, ancak sürecin zorluklarını da göz önünde bulunduruyoruz.
Ancak öte yandan, dengeli ve dengeleyici dış politika bağlamında, halkımızın, benim tabirimle, belli bir alternatifler menüsüne sahip olmasını da istiyoruz.
Çünkü nihayetinde, Avrupa Birliği'ne katılım süreci, Ermenistan Cumhuriyeti açısından, genel bir referandumla onaylanması gereken bir süreç olacaktır.
Ve hatta bu gerçekleşse bile, Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne katılacağı kesin değildir. Çünkü Avrupa Birliği üye ülkelerinin de kendi aralarında bu konuda bir uzlaşmaya varması gerekmektedir.
Yani, Ermenistan Cumhuriyeti’nin alternatifsiz bir dış politikadan kurtulmasını istiyoruz. Bunu doğrudan söylemek istiyorum: Biz, Ermenistan Cumhuriyeti’nin ve Ermeni halkının seçeneklere sahip olmasını istiyoruz.
Bu, bu alternatiflerden birini doğrudan seçmek anlamına gelmiyor. Ancak bu, devletimiz ve halkımız için ek bir fırsat, yeni bir alternatif yaratma olanağıdır.
Bu sürecin halkımıza bir hizmet olduğu çok açık. Üstelik 50 binden fazla, hatta yaklaşık 60 bin imza toplanmış olması, bunun halk tarafından da önemsendiğini gösteriyor.
Aynı zamanda, bu süreç Ermenistan’ın demokratik yapısının da bir ifadesidir. Anayasamız böyle bir fırsat tanıyorsa, neden demokratik bir hükümet ve demokratik bir parlamento çoğunluğu bu teklifi reddetsin?
Bizim algımız bu yönde ve bu süreci, Ermenistan Cumhuriyeti’nin ve halkının dış politika seçeneklerini genişleten önemli bir katkı olarak görüyoruz. Eğer bu şekilde ifade etmek gerekirse, bu sürecin, Ermenistan'ın dış politikasına eklenen önemli bir fırsat ve seçenek olduğuna inanıyoruz.
Tekrar ediyorum—dengeli ve dengeleyici dış politikamızın en önemli hedeflerinden biri, alternatifsiz dış politika anlayışını aşmak ve bölgeye, dünyaya, fırsatlara daha dikkatli bakabileceğimiz bir noktaya ulaşmaktır.
Tehditleri daha iyi analiz edebilmek, ancak aynı zamanda fırsatları da görebilmek için bu adımı atıyoruz. Ve bu süreç, bölgesel politikamızın mantıklı bir devamıdır.
Çünkü komşularımızın durumu da bu bağlamda önemli bir gösterge teşkil ediyor. Dört komşumuzdan ikisi Avrupa Birliği’ne aday ülke konumunda.
Üstelik yakın zamanda Türkiye’den de Avrupa politikalarından vazgeçmediğine dair açıklamalar geldi.
Ayrıca, Gürcistan ile Avrupa Birliği arasındaki bazı sorunlara rağmen, Gürcistan da Avrupa Birliği’ne yakınlaşma politikasını terk etmediğini ilan etti.
Bu yüzden aldığımız kararlar da bu genel bağlamda değerlendirilmelidir.
''CNN Türk'' İdris Arıkan
– Sayın Başbakan, şu anda Türkiye’de bazı süreçler yaşanıyor ve bu süreçlerin Azerbaycan ile bağlantılı olduğunu görüyoruz, ne kadar zor olursa olsun. Görüştüğümüz herkes bu bağlantıdan bahsediyor. Azerbaycan ile neyin konuşulduğunu anlamak istiyoruz. Ermenistan ve Azerbaycan arasında 1990’lardan beri süregelen meseleler var. Mülteciler meselesi de bunlardan biri. Bakü’den gelen açıklamalarda bu mültecilerin geri dönmesi gerektiği gibi ifadeler kullanılıyor. Bu tür talepler Ermenistan’da toprak talebi olarak mı algılanıyor? Azerbaycan’ın mültecilerin dönüşü konusundaki tutumuna dair sizin bakış açınız nedir? Bu meseleye nasıl yaklaşıyorsunuz?
"Zengezur Koridoru" söylemi de bizim için tam olarak bu nedenle kabul edilemez, çünkü Ermenistan Cumhuriyeti’ne yönelik bir toprak talebi içermektedir. Eğer konu ulaşım ve ekonomik bağlantılarsa, biz zaten açık bir şekilde "evet, hazırız" diyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi, bölgesel, ulaşım ve ekonomik bağlantıların açılmasına ülkelerin egemenliği, toprak bütünlüğü, yargı yetkisi ve karşılıklılık ilkeleri çerçevesinde hazırız."
Başbakan Nikol Paşinyan
– Sorunuza çok önemli bir ekleme yapmak istiyorum. Azerbaycan aslında "batı Azerbaycan" olarak adlandırdığı bir konuyu gündeme getiriyor. Ve Azerbaycan, Ermenistan Cumhuriyeti'nin egemen topraklarının yaklaşık %60-70’ini "batı Azerbaycan" olarak adlandırarak bizi bu konuyu tartışmaya davet ediyor.
Ancak biz açıkça söylüyoruz ki, Ermenistan’da "batı Azerbaycan" diye bir şey yoktur. Eğer gerçekten "batı Azerbaycan" aramak istiyorsak, bu Azerbaycan’ın Gazakh, Aghstafa, Getabey, Kelbecer, Laçın, Zengilan, Kubatlı bölgeleridir. Eğer bir bölge ismi hatırlamadıysam, bu kasıtlı bir ihmal değildir; haritaya bakarak hangi bölgenin "batı Azerbaycan" olduğunu net şekilde gösterebiliriz. "Batı Azerbaycan" burasıdır. Bu çizginin öte tarafında "batı Azerbaycan" yoktur. Çok isteseler eğer, coğrafi açıdan Nahçıvan da "batı Azerbaycan" olarak değerlendirilebilir.
Yani, bunu insani meseleler çerçevesine oturtmaya çalışıyorlar ve bizimle bu konuyu tartışmaya davet ediyorlar. Ancak tekrar ediyorum: Ülkemizin egemen topraklarının %60’ını "batı Azerbaycan" olarak adlandırıyorlar. Bu yüzden böyle bir konunun bizim açımızdan tartışılması mümkün değildir, söz konusu bile olamaz. Bu hiçbir ülke için tartışılabilir bir mesele olamaz, hiçbir ülke böyle bir konuyu müzakere edemez.
Genel olarak mülteciler meselesinden bahsediyorsak, daha önce de belirttiğim gibi, mültecilerin Dağlık Karabağ ve çevresindeki bölgelere dönüşüne dair elimizde bir belge bulunmaktadır.
Ermenistan’da ve Diaspora’da Nahçıvan, Bakü, Sumgait, Dağlık Karabağ’a bitişik bölgeler, Gence ve diğer yerlerden gelen mülteciler bulunmaktadır. Bizim algımıza göre, bu tür söylemler aslında Ermenistan’a yönelik toprak talepleridir. Bu nedenle, böyle bir konuyu tartışmamız mümkün değildir.
"Zengezur Koridoru" söylemi de bizim için tam olarak bu nedenle kabul edilemez, çünkü Ermenistan Cumhuriyeti’ne yönelik bir toprak talebi içermektedir.
Eğer konu ulaşım ve ekonomik bağlantılarsa, biz zaten açık bir şekilde "evet, hazırız" diyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi, bölgesel, ulaşım ve ekonomik bağlantıların açılmasına ülkelerin egemenliği, toprak bütünlüğü, yargı yetkisi ve karşılıklılık ilkeleri çerçevesinde hazırız.
Ve bu süreçte karşılaşılan zorlukları anladığımız için, hatta bazı kolaylaştırıcı adımlara da açık olduğumuzu söylüyoruz. Bunun gerçekleşmesi için elimizden geleni yapmaya hazırız.
Demiryolu bağlantısının yeniden sağlanması konusunda çok somut bir teklif sunduk ve şu anda Azerbaycan’ın yanıtını bekliyoruz. Üstelik, bu teklifin içeriğini kamuya açıklamıyoruz. Bunun nedeni çok basit: Diplomatik teamüllere uygun olarak, üzerinde çalışılan bir belgenin içeriğini paylaşmanın doğru olmayacağını düşünüyoruz. Ancak bizim değerlendirmemize göre, sunduğumuz teklif bu sorunu çözüyor ve karşılığında bizim için de benzer bir çözüm bekliyoruz.
Bugün açıkça söylüyorum ki, batı Azerbaycan’dan Nahçıvan’a Ermenistan toprakları üzerinden demiryolu yük taşımacılığı yapılabilmesi için bir çözüm önerdik. Bu noktada geriye sadece Azerbaycan’ın bu çözüme onay vermesi kalıyor.
Ayrıca, yanılmıyorsam 2022’den beri, Azerbaycan sınırında üç sınır kapısının açılmasına ilişkin bir hükümet kararı taslağı hükümet içinde dolaşımdadır.
Bu taslak, belirli sınır noktalarında pasaport kontrol noktalarının açılmasını ve böylece Azerbaycan’ın araçlarının, yük taşımacılığının ve vatandaşlarının Ermenistan topraklarından, Nahçıvan’a da dahil olmak üzere, geçiş yapabilmesini öngörmektedir.
Ve bizim bu konudaki yaklaşımımız budur.
Azerbaycan kendine çelişiyor, nasıl mı? Azerbaycan, resmi olarak 2021 ve sonrasındaki dönemi "ihtilaf sonrası dönem" olarak adlandırıyor. Ancak her gün ihtilaf dili kullanıyor.
Yani Azerbaycan’ın bu iki söylemi birbiriyle örtüşmüyor. Her gün çatışma dili, her gün agresif söylem, her gün, eğer her gün değilse de çok sık, çok sık güç kullanma tehdidi ve "batı Azerbaycan" söylemi... Bu söylem ise, Ermenistan'ı – açıkça söyleyelim – Ermenistan devletinin varlığını bile sorgulamaya açıyor. Bununla eş zamanlı olarak da bizimle müzakere davetinde bulunuyorlar. Kusura bakmayın ama bu en azından garip bir durum.
Bu arada, belki de tam da bu barış formülü çerçevesindedir ki, bir yandan şunu söylüyorum: "Bu çizginin ötesinde batı Azerbaycan vardır, ancak bu çizginin bu tarafında 'batı Azerbaycan' diye bir şey yoktur." Ancak şunu da anlıyorum ki, eğer batı Ermenistan'ın da burası (Ermenistan Cumhuriyeti'nin batı bölgelerini gösteriyor haritada-çev.) olduğunu söylemezsem bu söylem eksik kalacaktır. Bu aslında sadece iki cümledir, ancak bizim barış algımızı ve vizyonumuzu ortaya koymaktadır.
Çünkü eğer bu formüller olmazsa tarih, tarihi olaylar hakkında çeşitli algılar olabilir, bu doğaldır ancak bir şey inşa etmek istiyorsak, sürekli değişen ve kaygan bir zeminde bunu başarmak imkânsızdır.
Bu arada, çok önemli bir nokta var. Ermenistan Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti’nin zaten karşılıklı olarak onaylanmış ilk uluslararası belgesi bulunmaktadır, bunu unutmayalım. Bu belge, iki ülkenin sınır belirleme komisyonlarının yönetmeliğidir. Bu yönetmelik, her iki ülkenin komisyonları tarafından imzalanmış ve ülkelerimizin mevcut prosedürlerine uygun olarak onaylanmıştır. Ve bu belgede açıkça belirtilmiştir ki, sınır belirlemenin temel ilkesi "Alma-Ata Deklarasyonu"dur. Alma-Ata Deklarasyonu, 1991 yılında imzalanmıştır ve konumuz bağlamında iki tespit yapmaktadır. Birincisi, Sovyetler Birliği'nin artık var olmadığıdır. İkincisi ise Sovyetler Birliği ülkelerinin idari sınırlarının devlet sınırları haline geldiğidir. Dolayısıyla, bu söylem, Ermenistan ile Azerbaycan arasında hukuken bağlayıcı olan bu belgeyle doğrudan çelişmektedir. Biz bu anlaşmaya sadık kalıyoruz ve sabırlı, kararlı bir şekilde barışa doğru ilerliyoruz.
"Ermenistan ve Azerbaycan’ın uluslararası bir belgeyi imzalayıp, her iki ülkede de onayladığı bir gerçeklik zaten ortadadır. Üstelik bazı sınır bölgelerinin belirlenmesi süreci de tamamlanmıştır. Peki, buradan sonra nasıl bir yol izlemeliyiz? Tutarlı bir şekilde çaba göstermeye devam edersek, bu sürecin yönünün zaten belli olduğunu söyledim. Barış taslağı masada duruyor, önemli olan bu taslaktan vazgeçmemek. Özünde, bu aşamada yeni bir şey inşa etmemiz gerekmiyor. Tek yapılması gereken, zaten kayda geçmiş olanları yıkmamak."
''T24'' Barçın Yinanç
– Türkiye Dışişleri Bakanı ve Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı, yaptıkları görüşmelerde her zaman Kafkasya bölgesinden bahsediyor. Siz de sanırım Trump ile bir görüşme gerçekleştirdiniz. Sizce ABD'nin tutumu bu barış sürecinde bir rol oynayabilir mi? Çünkü farklı bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, bazı yorumlara göre Trump’ın varlığıyla birlikte birçok ülke sözde düzensiz dünyayı tercih edebilir. Veya bazı bölgesel gelişmeler, çatışmalar, Rusya-Ukrayna savaşı, olası bir ateşkes gibi konular farklı şekilde yorumlanıyor. Bu nedenle, sizin de belirttiğiniz o fırsat penceresi bağlamında, sizce dünyada ve bölgede bu fırsat penceresini engelleyebilecek faktörler, gelişmeler var mı?
Ve şunu anlamak istiyorum—Azerbaycan ile barış, doğru, henüz ufukta görünmüyor, ancak Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin olmaması, Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesini engelliyor mu? Bahsettiğiniz karamsarlara karşı öne sürdüğünüz argümanları biraz daha netleştirebilir misiniz? Sonuçta, Ermenistan ile Türkiye arasındaki normalleşme henüz sağlanmış değil.Siz bunun bir zaman meselesi olduğunu söylüyorsunuz, Türkiye’den bazı olumlu sinyaller ve mesajlar geldiğini belirtiyorsunuz.Bu yüzden mi bunu bir zaman meselesi olarak görüyorsunuz?Tekrar etmek istemem ama Azerbaycan ile barış ne kadar gecikirse, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin düzensiz kalmaya devam etme olasılığı da o kadar artıyor gibi görünüyor. Böyle bir risk görüyor musunuz?
Başbakan Nikol Paşinyan
– Ben doğru mu anladım? Siz ufukta Ermenistan-Azerbaycan barışı gözükmediğini mi söylediniz?
''T24'' Barçın Yinanç
– Evet, sanki öyledir. Bu süreç devamlı uzuyor.
Başbakan Nikol Paşinyan
– Bu ifadeye katılmadığımı belirtmek istiyorum, yani Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barışın ufukta görünmediği şeklindeki söyleme katılmıyorum.
Bence barışı görünmez kılmak için sürekli bir sis perdesi oluşturulmaya çalışılıyor.
Oysa gerçekte, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barışın çok önemli temelleri atılmış durumda. Bu temeller nelerdir? Daha önce bunlardan birini zaten belirtmiştim.
Ermenistan ve Azerbaycan, 1991 Alma-Ata Deklarasyonu temelinde birbirlerinin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini tanıdıkları konusunda esasen anlaşmış durumdalar. İşte ufukta görünmesi gereken gerçek budur. Üstelik, barış anlaşması taslağının üzerinde mutabık kalınan maddelerinde bu gerçek yeniden teyit edilmiştir. Bu maddelerde, iki tarafın birbirine karşı toprak iddialarının olmadığı açıkça belirtilmiş ve gelecekte de böyle bir talepte bulunmayacaklarını karşılıklı olarak taahhüt etmişlerdir.Bu durum ufukta çok net bir şekilde görülebilir. Peki, sis perdesi nedir? Sis perdesi, "batı Azerbaycan" söylemidir. Çünkü eğer birbirimizin toprak bütünlüğünü tanıdığımız konusunda anlaşmaya vardıysak, o zaman "batı Azerbaycan" söylemi gündeme gelmemelidir.
Sis perdesi, Bakü’de devam eden davalardır. Bu davaların amacının ne olduğunu kesin olarak bilmiyorum, ancak bizim algımıza göre bu süreç, barış sürecinde elde ettiğimiz kazanımları geçersiz kılmaya yöneliktir. Çünkü dört yıldır barış süreci üzerine müzakere yürütüyoruz ve bu süreçte somut sonuçlar elde ettik.
Daha önce de söyledim, biz bu kazanımları sürekli olarak barış anlaşmasına odaklanarak korumaya çalışıyoruz. Elbette, barış anlaşması çok önemli bir temel taşıdır. Ancak Ermenistan ve Azerbaycan’ın uluslararası bir belgeyi imzalayıp, her iki ülkede de onayladığı bir gerçeklik zaten ortadadır. Üstelik bazı sınır bölgelerinin belirlenmesi süreci de tamamlanmıştır. Peki, buradan sonra nasıl bir yol izlemeliyiz? Dikkatli dinlediyseniz, tutarlı bir şekilde çaba göstermeye devam edersek, bu sürecin yönünün zaten belli olduğunu söyledim. Barış taslağı masada duruyor, önemli olan bu taslaktan vazgeçmemek. Özünde, bu aşamada yeni bir şey inşa etmemiz gerekmiyor. Tek yapılması gereken, zaten kayda geçmiş olanları yıkmamak.
Benim söylemek istediğim de tam olarak budur.
Evet, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde var olan hassasiyetleri ve özel dinamikleri biz de anlıyoruz. Bunu inkâr etmek mümkün değil. Ancak öte yandan, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde de belirli süreçlerin devam ettiğini daha önce ifade etmiştim. Şimdi düşündüm de, ilk yedi dakikada Ermenistan-Türkiye ilişkilerindeki gelişmeleri sıralarken ekleyebileceğim bazı noktaları atlamışım. Bu süreci anlatmaya devam etseydim, 10, 11, 12 hatta 15 dakikaya ulaşabilirdim. Örneğin, artık iki yıldır üst üste Ermenistan Dışişleri Bakanı’nın Antalya Diplomasi Forumu’na katıldığını ekleyebilirdim. Ayrıca, yıkıcı deprem felaketinden sonra, Ermenistan Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’deki afet bölgesine bir ziyaret gerçekleştirdiğini, insani yardım gönderdiğimizi de ekleyebilirdim.
İnsani yardım göndermiş olmamız elbette olumlu bir şey, ancak bunun böylesine trajik olaylar nedeniyle gerçekleşmiş olması üzücü.
Ancak tekrar ediyorum, Türkiye’nin rolü konusunda Türkiye'nin de bir tercih yapması gerektiğini düşünüyorum çünkü Türkiye’nin bunu denediğini duyuyoruz ya da belki verilen mesajları yanlış okuyoruz. Siz de belirttiğiniz gibi, Türkiye neden Amerika Birleşik Devletleri ile Güney Kafkasya meselelerini görüşüyor?
Bizim algımız şu: Türkiye, en azından verdiği mesajlar bu yönde, Güney Kafkasya’da istikrarı savunuyor. Türkiye’nin hem Cumhurbaşkanı hem de Dışişleri Bakanı düzeyinde Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir barış anlaşmasının imzalanmasını desteklediğini görüyoruz. Ve bu mesajları doğru algılıyorsak, bu durum belki de Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki ilişkilerinde belirli bir denge anlamına geliyor ya da belki biz yanlış yorumluyoruz. Ancak öte yandan, Ermenistan ile Azerbaycan arasında bir barış anlaşmasının imzalanmasına katkı sağlayacak her türlü çabanın faydalı olacağını düşünüyoruz. Ancak şunu da göz önünde bulundurmalıyız: Şu anda Ermenistan ve Azerbaycan ikili bir formatta çalışıyor ama biz aynı zamanda uluslararası ortaklarımızın da barış sürecinde neler olup bittiğinden haberdar olmasını istiyoruz ve bu nedenle onlarla da bilgilerimizi paylaşıyoruz.
''T24'' Barçın Yinanç
– Herkes elbette bir soru sorma fırsatına sahipti, ancak Türk toplumuna bir mesaj iletmek ister misiniz?
Başbakan Nikol Paşinyan
– Evet, isterdim. Biliyor musunuz, beni şaşırtan şey, konuşmanıza nasıl başladığınız oldu. "Su küçüğün, söz büyüğün" diye bir deyiminiz olduğunu söylediniz. Mesele şu ki, bizim de böyle bir deyimimiz var. Şunu söylemeliyim ki, Türkiye’nin temsilcileriyle olan temaslarımda en çok şaşırtan şey bu, çünkü çeşitli temsilcilerle yapılan toplantılarda, müzakerelerde, diplomatik görüşmelerde, belki de bölgesel bir alışkanlık olarak, sürekli olarak halk atasözlerimize atıfta bulunuyoruz.
Abartmak istemem ama muhtemelen en az üç-dört kez Türkiye temsilcileriyle yaptığım konuşmalarda ya ben Ermenistan’da böyle bir atasözü olduğunu söyleyip bir alıntı yaptım ve Türk muhatabım “Biliyor musunuz, bizim de böyle bir sözümüz var” dedi ya da Türk temsilcisi bir söz söyledi ve ben de “Ama biliyor musunuz, biz de bunu aynı şekilde söylüyoruz” dedim. Şimdi, konuşmanızın en başında “Su küçüğün, söz büyüğün” dediğinizde gerçekten çok şaşırdım. Bu ifade Ermenistan’da çok yaygın bir deyimdir ve bunu büyüklerimizden binlerce kez duydum. Ben de artık ebeveyn olarak ve yaşça büyük statüsünde olarak, kendim de binlerce kez çocuklarımızla olan iletişimlerimde kullandım. Eğer bu bir mesaj olarak algılanırsa, oldukça iyi bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Çok teşekkür ederim.
Bölümün son haberlerİ

Ermenihaber.am'e konuşan İHA muhabiri Mutlu, Ermenistan-Türkiye normalleşme sürecini değerlendirdi.

Daha önce Bakü, Bloomberg ajansı,“Amerika’nın Sesi” radyosu, Sputnik ve BBC'nin Azerbaycan muhabirlerinin akreditasyonları da iptal etmişti.

Paşinyan, anlaşma metninde halktan gizli tutulan hiçbir şeyin olmadığını vurguladı.
Alıntı

İranist Begijanyan, Reisi’nin ifadelerini yorumladı: “Ermenistan'a baskı yapılırsa Tahran müdahale eder”
En Çok Okunan
Nikol Paşinyan'ın yanıtları ilerleyen saatlerde basına yansıyacak.
Ermenihaber.am Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın 11 Mart tarihinde Türk gazetecilere verdiği röportajın tüm metni dikkatinize sunuyor:
Program, son dönemlerde Margara sınır kapısının da açılmasının gündemde olduğu Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin iyileştirilmesi girişimleri çerçevesinde düzenleniyor.
Azerbaycan, kontrolü altına geçen bölgelerde tarihi ve kültürel yapıları yok etmeye devam ediyor.
Hristiyan liderler ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump'a, seçim kampanyası sırasında Ermenistan'a ve zulme uğrayan Hristiyanlara verdiği destek için teşekkür etti.
Takvİm
Anket
Bu yıl Ermenistan ile Türkiye devlet sınırı iki ülke vatandaşları için açılır mı?
Pİyasalar
EUR | TRY | USD |
549.84 | 90.05 | 485.12 |