Son yıllarda Türkiye, dış politikasını yalnızca ikili krizler üzerinden değil, giderek belirginleşen bir stratejik çevrelenme algısı üzerinden okumaya başladı. Bu algının merkezinde özellikle Yunanistan ve İsrail yer alıyor. Ancak mesele yalnızca Doğu Akdeniz’le sınırlı değil; aynı baskı hattı, Suriye ve daha geniş anlamda Yakın Doğu’ya doğru uzanıyor.
Doğu Akdeniz: Enerji Rekabetinden Güvenlik Bloklaşmasına
Doğu Akdeniz’de başlayan enerji temelli rekabet, kısa sürede askeri ve siyasi bir bloklaşmaya dönüştü. Yunanistan’ın İsrail ve Güney Kıbrıs ile geliştirdiği çok boyutlu iş birliği, Türkiye açısından sadece deniz yetki alanlarıyla ilgili bir anlaşmazlık değil. Ortak tatbikatlar, savunma sanayi projeleri ve diplomatik koordinasyon, Ankara’nın gözünde Türkiye’yi dışlayan bir güvenlik mimarisi izlenimi yaratıyor.
Bu süreçte İsrail’in rolü özellikle dikkat çekici. Uzun yıllar bölgesel dengeleri gözeten Tel Aviv, son dönemde Yunanistan’la ilişkilerini hızla derinleştirerek Doğu Akdeniz’de Türkiye’den bağımsız bir stratejik hat kurmaya yöneldi. Bu tercih, Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir soğuma değil, jeopolitik bir yön değişikliği olarak algılanıyor.
Yunanistan’ın Stratejisi: Türkiye’yi Çok Taraflı Baskı Altına Almak
Yunanistan, Türkiye ile doğrudan güç mücadelesi yerine, bu rekabeti çok taraflı hale getirmeyi tercih ediyor. ABD, Fransa ve İsrail’le kurulan savunma ve güvenlik ilişkileri, Atina’nın kendisini Doğu Akdeniz’de bir “ön cephe ülkesi” olarak konumlandırdığını gösteriyor.
Ankara cephesinde ise bu tablo, Ege ve Akdeniz’de tek bir muhatapla değil, giderek kurumsallaşan bir ittifak ağıyla karşı karşıya kalındığı şeklinde okunuyor. Bu da Türkiye’nin savunma sanayiine ve askeri caydırıcılığına verdiği önemin neden arttığını açıklıyor.
Suriye ve Yakın Doğu: Aynı Zincirin Diğer Halkası
Doğu Akdeniz’deki bu denklemi Suriye ve Yakın Doğu’dan bağımsız düşünmek mümkün değil. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığı, Ankara için doğrudan bir güvenlik meselesi olarak tanımlanırken; İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonları, bölgedeki güç mücadelesinin başka bir boyutunu oluşturuyor.
İsrail, Suriye sahasında İran etkisini sınırlamaya odaklanırken, Türkiye aynı coğrafyada farklı önceliklerle hareket ediyor. Bu durum, iki ülkeyi zaman zaman örtüşen ama çoğu zaman çatışan stratejik hedefler ekseninde konumlandırıyor. Dolayısıyla Doğu Akdeniz’de İsrail’le yaşanan gerilim, Suriye sahasında da dolaylı biçimde hissediliyor.
Türkiye–İsrail İlişkileri: Geçici Gerilim Değil, Yapısal Ayrışma
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler, dönemsel normalleşme girişimlerine rağmen kırılganlığını koruyor. Gazze meselesi, Suriye politikası ve Doğu Akdeniz’deki saflaşma, bu ilişkilerin neden kalıcı bir güven zeminine oturamadığını gösteriyor.
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs üzerinden kurduğu ilişkilerle Türkiye’ye olan stratejik bağımlılığını azaltmaya çalışırken, Ankara bu tabloyu çok cepheli bir baskı düzeni olarak algılıyor. Bu algı, Türkiye’nin hem askeri hem de diplomatik reflekslerini sertleştiren temel unsurlardan biri haline geliyor.
Uzun Süreli Gerilim, Kırılgan Denge
Türkiye’nin Yunanistan ve İsrail’le yaşadığı gerilimler, kısa vadede çözülecek teknik anlaşmazlıklar olmaktan uzak. Doğu Akdeniz’den Suriye’ye uzanan bu hatta taraflar, birbirlerini sınırlamaya ve dengelemeye çalışıyor. Bu da bölgeyi ani çatışmalardan ziyade, kontrollü ama kalıcı bir gerilim alanına dönüştürüyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin temel sınavı, bu çok katmanlı baskıyı yalnızca askeri araçlarla mı, yoksa diplomatik manevra alanlarını genişleterek mi yöneteceği olacak. Görünen o ki Ankara, her iki yolu da aynı anda kullanmaya devam edecek ve bu da Yakın Doğu’dan Doğu Akdeniz’e uzanan hattı bölgesel siyasetin en kritik eksenlerinden biri haline getirecek.
Kaynak: Ermeni Haber
Yazar: Ali Alemdar









