Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, iki ülke yönetiminin sıkça kullandığı “Bir millet, iki devlet” söylemine rağmen yeni bir anlaşmazlıkla karşı karşıya. Azerbaycan’daki okullarda başörtüsü kullanımına getirilen kısıtlamalar etrafında başlayan tartışma, eğitim ve din alanının dışına çıkarak iki müttefik arasında siyasi sorumluluk, egemenlik ve iç işlerine müdahalenin sınırları konusunda açık bir polemiğe dönüştü.
Anlaşmazlığın merkezinde yalnızca Azerbaycan’ın laik eğitim politikası değil, Türkiye’nin müttefik bir ülkenin iç kararlarını değerlendirme ve eleştirme konusunda kendisini ne ölçüde yetkili gördüğü sorusu da bulunuyor. Bakü’nün tepkisi, yakın stratejik ilişkilere rağmen Azerbaycan’ın tarihî ve kültürel ortaklıkların kendi iç politikasına dışarıdan müdahale için gerekçe oluşturmasını kabul etmeye hazır olmadığını gösteriyor.
Gerilim nasıl ve neden başladı?
Tartışmanın doğrudan nedeni, Azerbaycan’da devlet okullarındaki kıyafet kurallarının değiştirilmesi oldu. Azerbaycan Bakanlar Kurulunun 21 Eylül’de aldığı kararla, okul üniformasının bütünlüğünü bozan veya laik eğitim ilkeleriyle bağdaşmayan ek kıyafet unsurlarına izin verilmeyeceği belirtildi. Belgede başörtüsü ya da hicap doğrudan anılmasa da bazı okullarda düzenleme bu yönde uygulandı. 6 Ekim’de kıyafet kuralları öğretmenleri de kapsayacak şekilde genişletildi. Bunun sonucunda başörtüsü takan kız öğrencilerin okula alınmadığına ilişkin olaylar protestolara yol açtı. Azerbaycan İçişleri Bakanlığının verilerine göre gösteriler sırasında 37 kişi gözaltına alındı.
Azerbaycan yönetimi, düzenlemeyi ülkenin laik devlet yapısı ve genel eğitimde ortak kurallar belirleme gerekliliğiyle gerekçelendiriyor. Ancak uygulamada din özgürlüğü ve eğitim hakkına ilişkin sorular gündeme geldi. Böylece konu, Azerbaycan’ın iç tartışmasının yanı sıra bölgesel bir siyasi tartışmaya da dönüştü.
Ankara’nın eleştirileri ve Bakü’nün sert yanıtı
Azerbaycan’a yönelik eleştiriler özellikle Türkiye’de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) temsilcileri ve muhafazakâr çevrelerden geldi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Oktay Saral, 12 Ekim’de sosyal medyada yaptığı paylaşımda başörtüsü takan kız öğrencilerin okula alınmamasını kabul edilemez buldu. Saral, dinî inançlar nedeniyle başörtüsü takılmasının eğitim hakkının kullanılmasına engel oluşturmaması gerektiğini belirterek Azerbaycan’a kısıtlamaları gözden geçirme çağrısında bulundu.
AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, milletvekili Müfit Aydın ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de benzer görüşler dile getirdi. Bu açıklamalarda Azerbaycan’ın söz konusu politikadan vazgeçmesi gerektiği görüşü öne çıktı.
Ancak Ankara’daki iktidar çevrelerinden gelen eleştiriler, Bakü’de belirli bir eğitim kararı hakkındaki görüş açıklamaları olarak değil, Azerbaycan’ın iç politikasına yönelik bir dış baskı girişimi olarak değerlendirildi.
Azerbaycan’ın iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisi (YAP), 13 Ekim’de yaptığı açıklamayla Oktay Saral’ı ve AK Parti milletvekillerini sert bir dille eleştirdi. Parti, bazı Türk medya kuruluşlarında ve sosyal medya platformlarında Azerbaycan hakkında taraflı ve gerçeği yansıtmayan bilgilerin yayıldığını savunarak bu süreci ülkeye yönelik bir karalama kampanyası olarak nitelendirdi.
YAP, Türk yetkililerin açıklamalarını “popülist ve sorumsuz” olarak tanımladı ve bu söylemlerin iki ülke halkları arasında yapay bir gerilim yaratabileceğini belirtti. Parti ayrıca Azerbaycan’ın laik bir devlet olduğunu, eğitim politikasının ülkenin anayasal düzeni ve hukuk sistemi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Bahçeli’den egemenlik ve iç işlerine müdahale vurgusu
İki ülke arasındaki gerilimi hafifletmek amacıyla Türkiye’deki aşırı sağcı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli de 14 Ekim’de bir açıklama yaptı. AK Parti temsilcileri ve Erdoğan’ın başdanışmanı Oktay Saral’ın Azerbaycan’daki başörtüsü kısıtlamalarını eleştiren açıklamalarından farklı olarak Bahçeli, devletlerin egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve kendi iç mevzuatlarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
Bahçeli, “Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesindeki ilişkilerin temelinde her üye devletin egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve kendi iç mevzuatına saygı ilkesi bulunmaktadır. Her Türk cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir devlettir” ifadelerini kullandı. İş birliğinin karşılıklı saygı, eşitlik ve ortak çıkarlar temelinde geliştirilmesi gerektiğini belirten Bahçeli, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ilişkilerine zarar verebilecek yaklaşımlardan kaçınılması çağrısında bulundu.
Bahçeli’nin açıklaması, yalnızca içeriği bakımından değil, siyasi bağlamı açısından da dikkat çekiciydi. Açıklama, Azerbaycan’ın iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisinin Türk yetkililere yönelik sert tepkisinden bir gün sonra geldi. Böylece Türkiye’deki siyasi çevrelerde, iki ülke arasındaki kardeşlik bağlarının önemini tartışmaya açmadan egemenlik ve iç işlerine müdahale etmeme ilkelerini önceliklendiren bir tutum ortaya çıktı. Bahçeli, bir ülkenin diğerine kendi iç kararlarını dayatmasını gerektirmeyen bir iş birliği anlayışını savunarak gerilimi azaltmaya çalıştı.
Açıklamada 30 Ekim’de Ankara’da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne de özel bir yer ayrıldı. Bahçeli, zirveyi tarihî öneme sahip bir toplantı olarak nitelendirdi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in görüşmesinin iki ülke arasındaki kardeşliğin sarsılmazlığını bir kez daha ortaya koyması gerektiğini belirtti. Zirvede teşkilatın dönem başkanlığının Azerbaycan’dan Türkiye’ye geçecek olması da toplantıya ek bir siyasi önem kazandırıyor.
“Tek millet, iki devlet” ilkesinin sınırları
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin siyasi sembollerinden biri, “Tek millet, iki devlet” söylemidir. Bu formül, iki halk arasındaki tarihî, dilsel ve kültürel bağların yanı sıra Ankara ile Bakü arasında kurulan stratejik iş birliğini de ifade ediyor. Ancak son gelişmeler, bu söylemin iç ve dış politikaya ilişkin tüm meselelerde görüş birliği anlamına gelmediğini gösteriyor.
Azerbaycan’ın iktidardaki partisinin açıklamasındaki temel mesajlardan biri, kardeşlik ilişkilerinin bir devletin diğerine kendi iç kararlarını dayatması için gerekçe oluşturamayacağıdır. Yeni Azerbaycan Partisi (YAP), Türkiye’ye Azerbaycan’ın egemenliğine, anayasal düzenine ve iç işlerine saygı gösterme çağrısında bulunurken İslami dayanışmanın siyasi baskı aracına dönüştürülmemesi gerektiğini de vurguladı.
Bu tepki, eleştirinin Azerbaycan muhalefetinden değil, doğrudan İlham Aliyev’in liderliğindeki iktidar partisinden gelmesi bakımından da dikkat çekiyor. Dolayısıyla açıklamayı yalnızca toplumsal hoşnutsuzluğun bir yansıması olarak değerlendirmek güç; açıklama, Ankara’ya yönelik açık bir siyasi mesaj da içeriyor.
Bakü, stratejik ittifakın iki devlet arasındaki siyasi sınırları ortadan kaldırmadığını fiilen hatırlatıyor. Türkiye, Azerbaycan’ın en yakın ortaklarından biri olabilir ancak bu durum, Ankara’ya Azerbaycan’ın iç politikası hakkında karar dayatma hakkını kendiliğinden vermiyor.
Anlaşmazlığın bir diğer önemli boyutu ise iki ülkenin laiklik ve dinin siyasetteki rolüne ilişkin farklı yaklaşımları.
Türkiye’de başörtüsü meselesi, onlarca yıldır iç siyasi mücadelenin önemli başlıklarından biri oldu. Erdoğan’ın iktidarı döneminde daha önce uygulanan bazı kısıtlamalar kaldırılırken dinî özgürlüklerin korunması, iktidar partisinin siyasi kimliğinin temel unsurlarından biri hâline geldi. Bu nedenle Azerbaycan’daki okul kıyafeti kurallarına yönelik eleştiriler, Türkiye’deki iktidar partisinin kendi seçmenine verdiği siyasi mesajlarla da örtüşüyor.
Azerbaycan’da ise laik devlet ilkesi farklı bir tarihsel ve siyasi ortamda şekillendi. Bakü, Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu bir ülke olarak laik devlet kimliğini korumaya çalışırken dinin kamusal alandaki görünümü üzerindeki devlet denetimini de sürdürmek istiyor. Bu yaklaşım, dinî özgürlüklere ilişkin mevcut tartışmaları ortadan kaldırmıyor ancak Azerbaycan yönetiminin konuyu neden kendi devlet politikasının bir parçası olarak ele aldığını açıklıyor.
YAP, bu tartışmayla eş zamanlı olarak Azerbaycan ile İsrail arasındaki ilişkiler nedeniyle Türkiye’den yöneltilen eleştirilere de değindi. Parti, Bakü’nün dış politikasına yönelik suçlamaları reddederek Azerbaycan’ın iki devletli çözüm temelinde Filistin’in devlet olma hakkını desteklediğini ve Filistinlilere insani ve mali yardım sağladığını vurguladı. Bu durum, Bakü’nün tepkisinin okul kıyafeti kurallarıyla sınırlı kalmadığını, Azerbaycan’ın dış politika tercihlerinin savunulmasını da kapsadığını gösteriyor.
Bu anlaşmazlık ikili ilişkileri etkileyebilir mi?
Mevcut aşamada Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik ilişkilerin derin bir krizle karşı karşıya olduğunu söylemek için erken. İki ülkeyi birbirine bağlayan savunma, ekonomi, enerji ve bölgesel çıkarlar, tek bir siyasi anlaşmazlığın çok ötesine uzanıyor. Bununla birlikte, karşılıklı eleştirilerin kamuoyu önünde dile getirilmesi, bu ilişkilerin de hassas sınırları bulunduğunu ve söz konusu sınırların aşılmasının gerilime yol açabileceğini gösteriyor.
Ankara açısından sorun iki yönlü. Bir yandan iktidar partisinin temsilcileri, dinî özgürlükler konusundaki siyasi tutumlarını savunmaya çalışıyor. Diğer yandan bu açıklamalar, Türkiye’nin stratejik kardeşlik ilişkisini vurguladığı bir ülkenin iç işlerine müdahale olarak algılanabiliyor.
Bakü de benzer bir ikilemle karşı karşıya. Azerbaycan yönetimi egemenlik ilkesini savunmak zorunda, ancak aynı zamanda Türkiye ile ilişkilerde gereksiz bir gerilimden kaçınmak istiyor. Bu nedenle YAP’ın sert ifadeler içeren açıklaması, Ankara’ya yönelik sınırları belirleyici bir siyasi mesaj olarak da değerlendirilebilir. Açıklama, ittifakın iç politika meselelerinde dışarıdan gelen yönlendirmeleri kabul etmek anlamına gelmediğini ortaya koymayı amaçlıyor.
Son gelişmeler, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin yalnızca kardeşlik üzerine kurulu resmî açıklamalar üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Bu ilişkiler aynı zamanda, çıkarları ve siyasi yaklaşımları her zaman örtüşmeyen iki egemen devlet arasındaki stratejik ortaklığı ifade ediyor.
Dolayısıyla başörtüsü tartışması daha geniş bir soruyu gündeme getiriyor: “Tek millet, iki devlet” ilkesi, siyasi görüşlerin de aynı olmasını mı gerektiriyor, yoksa iki ülke iç politikaya ilişkin konularda farklı görüşlere sahip olsalar da yakın ittifaklarını sürdürebilir mi?
Bakü’nün son tepkisi, Azerbaycan yönetiminin bu iki kavram arasında net bir sınır çizmek istediğine işaret ediyor. Ankara’nın bundan sonraki tutumu ise kamuoyuna yansıyan bu anlaşmazlığın münferit bir olay olarak mı kalacağını, yoksa iki müttefik arasında daha geniş kapsamlı bir siyasi tartışmaya mı dönüşeceğini gösterecek.
Bu nedenle 30 Ekim’de yapılacak görüşme, yalnızca ikili ilişkilerin mevcut durumunu değerlendirmek açısından değil, Ankara ile Bakü’nün bu anlaşmazlığı nasıl aşacağını anlamak bakımından da önem taşıyor. Bahçeli’nin açıklaması gerilimi sınırlama girişimi olarak değerlendirilirse, yaklaşan zirve iki tarafın stratejik iş birliğini sürdürürken birbirlerinin iç siyasi kararları konusundaki kamuoyu önündeki karşıtlığı derinleştirmekten kaçınıp kaçınamayacağını ortaya koyacak.
Görünen o ki başörtüsü tartışması, daha kapsamlı bir soruya dönüşmüş durumda: “Tek millet, iki devlet” sloganı, iki egemen devletin kendi siyasi yolunu bağımsız biçimde belirleme hakkıyla ne ölçüde bağdaşıyor?
Kaynak: Ermeni Haber



