Her yıl 24 Nisan yaklaşırken, hafızanın ağırlığı yalnızca geçmişin acılarını değil, bugünün sorumluluklarını da beraberinde getirir. 111’inci yıldönümünde, Ermeni Soykırımı’nın hatırası bir kez daha kolektif bilincimizin merkezine yerleşirken, bu hatıranın nasıl taşınacağı, hangi dil ve yöntemle ifade edileceği meselesi de aynı derecede önem kazanıyor. Çünkü tarih yalnızca hatırlamakla değil, aynı zamanda nasıl hatırlandığıyla da şekillenir.
Bugün Ermenistan’ın karşı karşıya olduğu temel meselelerden biri de tam olarak budur: Tarihi inkâr etmeden, onun araçsallaştırılmasına izin vermeden ve geleceği ipotek altına almadan nasıl bir siyasal ve diplomatik dil kurulabilir?
Son yıllarda Ermenistan ile Türkiye arasında başlatılan normalleşme süreci, bu sorunun en somut sınav alanlarından biri haline gelmiştir. Bu süreç, uzun yıllar boyunca donmuş olan ilişkilerin çözülmesi ve bölgede daha öngörülebilir bir geleceğin inşa edilmesi açısından önemli bir fırsat sunmaktadır. Ermenistan hükümeti bu fırsatın farkında olarak, söyleminde daha temkinli, daha ölçülü ve daha diplomatik bir yaklaşım benimsemektedir. Bu yaklaşım, bazı çevreler tarafından yanlış anlaşılmakta ya da bilinçli şekilde çarpıtılmaktadır.
Özellikle iç politikada, muhalif aktörlerin bu tutumu “tarihten vazgeçme” ya da “soykırımı inkâr etme” şeklinde sunması, gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Ermenistan hükümeti hiçbir zaman Ermeni Soykırımı’nın tarihsel gerçekliğini reddetmemiştir. Aksine, bu gerçeklik Ermenistan’ın resmi söyleminde ve ulusal hafızasında yerini korumaya devam etmektedir. Ancak hükümetin yaptığı şey, bu meseleyi güncel diplomatik süreçlerin merkezine yerleştirmek yerine, daha geniş bir barış ve istikrar perspektifi içinde ele almaktır. Bu, inkâr değil; önceliklendirme ve stratejik akıl yürütmedir.
Benzer şekilde, Türkiye basınında zaman zaman görülen yorumlar da bu yaklaşımı yanlış bir zemine oturtmaktadır. Ermenistan hükümetinin temkinli dili, bazı yayın organlarında “Ermenistan bile artık soykırım iddialarından geri adım atıyor” şeklinde sunulmaktadır. Bu tür yorumlar gerçekliği çarpıtmakta.Bu süreç, karşılıklı güvenin son derece kırılgan olduğu bir zeminde ilerlemektedir ve yanlış algılar bu zemini daha da zayıflatmaktadır.
Oysa Ermenistan hükümetinin benimsediği yaklaşımın arkasında daha derin bir anlayış yatmaktadır. Bu anlayış, Ermeni Soykırımı’nın uluslararası siyasette büyük güçler tarafından zaman zaman bir araç olarak kullanıldığı gerçeğini de dikkate almaktadır. On yıllar boyunca bu mesele, yalnızca tarihsel adalet arayışının değil, aynı zamanda jeopolitik hesapların da bir parçası haline gelmiştir. Ermenistan bugün bu döngüyü kırmaya, meseleyi kendi öz anlamına geri döndürmeye çalışmaktadır. Yani soykırımı bir diplomatik pazarlık unsuru olmaktan çıkarıp, tarihsel ve insani bir hakikat olarak koruma çabası söz konusudur.
Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Bir halk, tarihsel acısını savunurken aynı zamanda geleceğini inşa etme hakkına sahip değil midir? Ermenistan’ın bugün yaptığı tam olarak budur. Geçmişten vazgeçmeden, onun esiri olmadan ilerlemeye çalışmaktadır. Bu ince dengeyi kurmak kolay değildir ve doğal olarak eleştirilere açıktır. Ancak bu eleştirilerin gerçeklikten kopuk, slogan düzeyinde ve manipülatif olması, tartışmanın sağlıklı bir zeminde yürütülmesini engellemektedir.
24 Nisan’ın anlamı yalnızca yas tutmak değil, aynı zamanda anlamaktır. Anlamak ise sabit kalmak değil, değişen koşullar içinde doğru yolu bulmaya çalışmaktır. Ermenistan hükümetinin yaklaşımı da bu arayışın bir parçasıdır. Bu yaklaşım, ne inkârdır ne de unutmadır; aksine, hatırlamanın daha sorumlu bir biçimini inşa etme çabasıdır.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyulan şey, siyah-beyaz yargılar yerine bu gri alanları görebilme yeteneğidir. Çünkü tarih ne kadar keskin olursa olsun, siyaset her zaman karmaşıktır. Ve bu karmaşıklık içinde atılan her adım, yalnızca bugünü değil, yarını da şekillendirir. Ermenistan’ın seçtiği yol, kolay bir yol değildir. Ancak belki de bu coğrafyada barışa en çok yaklaşan yollardan biridir.
Sonuç olarak, Ermenistan hükümetinin Ermeni Soykırımı konusundaki tutumu bir geri adım değil, farklı bir ileri adım olarak okunmalıdır. Bu adım, geçmişi inkâr etmeden geleceği mümkün kılma çabasıdır. Ve belki de 24 Nisan’ın gerçek anlamı da tam burada yatmaktadır: Hatırlarken, aynı zamanda yaşamaya devam edebilmekte.
Kaynak: Ermeni Haber
Yazar: Gevorg Kalloshyan








