Papazevleri davasında İstanbul 9. Sulh Hukuk Mahkemesi, kamuoyunda büyük tartışma yaratan tedbir kararından kısmen geri adım attı; icra işlemlerinin devamına karar verirken 12 milyon TL’lik teminatı yaklaşık 47 milyon TL’ye yükseltti ve icranın devamına karar verdi. Ancak Zela Kuyumculuk tarafı, “Ortada yeni hiçbir delil yokken kesinleşmiş Yargıtay ilamının fiilen etkisiz hale getirilmesi hukuk güvenliği açısından tarihi bir kırılmadır” açıklaması yaptı. Gözler şimdi 30 Haziran’daki ‘yargılamanın yenilenmesi’ duruşmasına çevrildi. Bir yerel mahkeme, kesinleşmiş yargıtay ilamını etkisiz hale getirebilir mi?
İstanbul’un tarihi yarımadasında yıllardır devam eden ve artık yalnızca ticari bir uyuşmazlık olmaktan çıkan Papazevleri davası, Türkiye’de kesinleşmiş mahkeme kararlarının ne kadar güvende olduğu tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Davanın merkezinde, Kumkapı’da “Papazevleri” olarak bilinen tarihi taşınmazlar bulunuyor. Bu yapılar yıllar önce harabe haldeyken Zela Kuyumculuk tarafından kiralandı. Şirket, milyonlarca dolarlık yatırım yaparak yıkılmış ve kullanılmaz durumdaki binaları yeniden inşa etti; bölgeyi butik otel ve turizm kompleksine dönüştürdü. Süreç boyunca yapılan yatırımlar noter tespitleriyle kayıt altına alındı, iki ayrı tespit davası açıldı, keşifler yapıldı ve 7 kişilik uzman bilirkişi heyetlerinden raporlar alındı.

Uyuşmazlık, pandemi döneminde kira ödemeleri nedeniyle başladı. Dünyanın birçok yerinde kiraya verenler pandemi koşullarında kiracılarına destek olurken, Kumkapı Meryem Ana Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı’nın sert tutum aldığı, geciken kira borçları daha sonra ödenmiş olmasına rağmen tahliye sürecinden vazgeçmediği belirtildi.
Zela Kuyumculuk ise kira sözleşmesinin açık hükümlerine dayanarak, yaptığı yatırımın ve taşınmazlara kazandırdığı değerin tahsili için dava açtı. İstanbul 9. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde başlayan süreç, istinaf ve Yargıtay aşamalarının tamamında şirket lehine sonuçlandı. Kesinleşen alacak yaklaşık 300 milyon TL’ye ulaştı.

Bu karar sonrası vakfa ait Kapalıçarşı’daki ticari taşınmazlar icra yoluyla satış aşamasına geldi. Ancak tam satış sürecine saatler kala vakıf, bu kez “yargılamanın yenilenmesi” talebiyle yeniden mahkemeye başvurdu.

Tartışmalı Tedbir Kararı
İstanbul 9. Sulh Hukuk Mahkemesi, 7 Mayıs 2026 tarihinde yalnızca 12 milyon TL teminat karşılığında icra dosyasındaki tüm işlemleri durdurdu. Karar, hukuk çevrelerinde “yerel mahkemenin kesinleşmiş Yargıtay ilamını fiilen askıya alması” şeklinde yorumlandı.
14 Mayıs’taki kritik duruşmada ise mahkeme önceki kararından kısmen geri adım attı. İcra dosyasının tamamen durdurulması kararından dönülürken, yalnızca satıştan elde edilecek paranın ödenmesi tedbiren durduruldu. Ayrıca 12 milyon TL’lik teminat yaklaşık 46 milyon 775 bin TL’ye yükseltildi.

Mahkemenin son kararıyla birlikte daha önce tedbir nedeniyle duran icra işlemleri ve satış süreci yeniden devam edecek. Kapalıçarşı’daki vakıf taşınmazlarına ilişkin satış hazırlıkları sürecek, yalnızca satıştan elde edilecek bedelin alacaklı tarafa ödenmesi tedbir kapsamında geçici olarak bekletilecek. Zela Kuyumculuk vekilleri, bu kararın ilk tedbir kararındaki “tam durdurma” yaklaşımından açık bir geri dönüş anlamına geldiğini belirtiyor.
Zela Kuyumculuk tarafı, mahkemenin icra dosyasını tamamen durduran ilk kararından geri adım atmasını, “ilk kararın hukukî açıdan sürdürülemez olduğunun zımni kabulü” olarak değerlendirdi. Şirket vekillerine göre mahkeme, duruşma öncesinde kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde yükselen “kesinleşmiş Yargıtay ilamı fiilen askıya alındı” eleştirileri karşısında, ilk kararın yarattığı ağır sonuçları tamamen savunamadı. Özellikle 300 milyon TL’ye yaklaşan kesinleşmiş bir alacak karşısında yalnızca 12 milyon TL teminatla tüm icra işlemlerinin durdurulmuş olması ciddi tepki yaratmıştı. Mahkemenin şimdi icra işlemlerinin devamına karar verip teminat miktarını yaklaşık dört kat artırması, Zela Kuyumculuk tarafına göre ilk tedbir kararının ölçüsüz, orantısız ve hukuk güvenliği açısından sorunlu olduğunun dolaylı biçimde ortaya çıkması anlamına geliyor.

“Ortada Yeni Hiçbir Delil Yok”
Dosyada en büyük tartışma konusu ise vakfın ileri sürdüğü “hile” iddiası.
Şirket vekillerine göre bugün “hile” olarak sunulan iddialar yeni ortaya çıkmış gizli vakalar değil; yaklaşık beş yıl süren yargılama boyunca bilirkişi raporlarında, keşiflerde ve taraf dilekçelerinde defalarca tartışılmış, İstinaf ve Yargıtay denetiminden geçmiş meseleler.

Avukat Fatih Sevimli şu açıklamayı yaptı:
“Kesinleşmiş Yargıtay ilamını ortadan kaldırabilecek düzeyde tek bir yeni vakıa ortaya konulmuş değil. Yıllarca tartışılmış meseleler bugün yeniden ‘hile’ başlığı altında sunuluyor. Eğer bu mümkün hale gelirse Türkiye’de hiçbir kesin hükmün güvenliği kalmaz.”
Sevimli ayrıca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 54. Hukuk Dairesi kararının yanlış yorumlandığını savundu:
“BAM hiçbir zaman ‘yargılamanın iadesi kabul edilmiştir’, ‘icrayı durdurun’ ya da ‘hacizleri kaldırın’ demedi. Yalnızca ilk derece mahkemesinin talebi yanlış kanun maddesi üzerinden değerlendirdiğini belirtti. Buna rağmen ortaya çıkan sonuç, kesinleşmiş Yargıtay kararının fiilen askıya alınması oldu.”

Avukat Alper Tunga Ergülen ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Hukuki güvenlik ilkesi ayaklar altına alındı. Kesinleşmiş bir ilam, yıllardır dosyada tartışılmış iddialar yeniden paketlenerek askıya alınamaz. Kararda hangi somut delilin bulunduğu, hangi gizlemenin yapıldığı hâlâ ortaya konulamıyor.”
Sevimli ise karşı tarafın “hile” iddiasına sert tepki gösterdi:
“Sen sözleşmeye koyacaksın, orada yiyeceksin içeceksin, dünyanın önemli ruhanilerini orada ağırlayacaksın, gazetelerde, dergilerde fotoğrafların çıkacak, etkinlik faturaları keseceksin; sonra dönüp ‘benim haberim yoktu, gizlendi’ diyeceksin. Bu hukuk açısından adaleti yanıltma girişimi, toplum vicdanı açısından ise kabul edilemez bir tutumdur. Amaç yalnızca müvekkilimizin kesinleşmiş alacağını geciktirmek ve yıldırmaktır.”

Zela Kuyumculuk yetkilisi Norayr İşler ise yaptığı açıklamada yıllardır süren sürecin artık yalnızca ticari değil, vicdani bir meseleye dönüştüğünü söyledi:
“Biz buraya kavga etmeye değil, yıkılmış bir tarihi yapıyı ayağa kaldırmaya geldik. Harabeyi butik otele çevirdik. Pandemide herkes kiracısına destek olurken bizi tahliye ettiler. Yerel mahkemeyi kazandık, istinafı kazandık, Yargıtay’ı kazandık. Buna rağmen hâlâ kesinleşmiş alacağımızı tahsil etmeye çalışıyoruz.”
İşler açıklamasının sonunda sert konuştu:
“Artık yeter. Kesinleşmiş mahkeme kararını uygulamamak için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Ama herkes şunu bilsin; bu alacak ödenene kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Artık avukatlarımı durdurmayacağım; gerekirse patrikhane dahil vakfa ait taşınmazların satışı söz konusu olur. Bakalım çekirge daha ne kadar sıçrayacak?”
Hukukçulara göre yargılamanın iadesi kurumu, kesinleşmiş mahkeme kararlarını ortadan kaldırmaya yönelik olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu niteliği taşıyor. Bu yolun geniş yorumlanması hukuk devleti ve kesin hüküm ilkesini zedeleyebiliyor.
Avukat Fatih Sevimli, sürecin artık yalnızca özel hukuk uyuşmazlığı olmaktan çıktığını söyledi.
“Bu dosya Türkiye’de kesinleşmiş mahkeme kararlarının ne kadar güvende olduğunun testidir. Cumhurbaşkanımıza kadar herkesin bu süreçten haberdar olması gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanı daha önce ‘Babamın oğlu olsa gözünün yaşına bakmam’ demişti. Biz de hukuk dışı ilişkilerin araştırılmasını istiyoruz.”
Gözler Şimdi 30 Haziran’da
Şimdi gözler 30 Haziran’da görülecek “yargılamanın yenilenmesi” davasına çevrilmiş durumda.
Hukuk çevrelerinde tartışılan temel soru ise şu:
Ortada yeni bir delil, gizlenmiş bir belge ya da önceki yargılamalarda bilinmeyen somut bir vakıa olmaksızın, kesinleşmiş bir Yargıtay kararının yeniden tartışmaya açılması mümkün mü?
Zela Kuyumculuk tarafı, artık yalnızca kendi dosyalarını değil, hukuk sisteminin geleceğini savunduklarını belirtiyor:
“Bugün burada tartışılan şey yalnızca bir ticari uyuşmazlık değildir. Tartışılan şey, yıllarca süren yargılama sonunda kesinleşen bir Yargıtay kararının, somut yeni delil olmadan yeniden tartışmaya açılıp açılamayacağıdır.”
Kaynak: Ermeni Haber








