Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği karara göre, CHP’nin 4–5 Kasım 2023’te gerçekleştirdiği 38. Olağan Kurultay’ın “mutlak butlan” nedeniyle geçersiz olduğu tespit edildi. Karara göre, kurultayın yapıldığı tarihten itibaren alınan tüm kararların hükümsüz sayılmasına hükmedilirken, kurultay öncesi döneme dönülmesi gerektiği ifade edildi. Bu kapsamda, partinin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki parti organlarının görevlerini sürdürmesi gerektiği belirtildi.
Siyasi ve hukuki süreçlerin gölgesinde, CHP’de yeni bir kurultay düzenlenmesi ihtimali de tartışılıyor. Özgür Özel, partinin mümkün olan en kısa sürede yeni bir kurultay sürecine gitmesi gerektiğini açıkladı. Buna karşılık Kemal Kılıçdaroğlu ve destekçileri, yeni kurultayın hızla yapılması konusunda aceleci davranmıyor.
Kılıçdaroğlu “Bu krizin sorumlusu biz değiliz” derken, Özel, “Bu parti 9 Eylül 1923 günü Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından açıldı. Bu partiyi 80 darbecileri kapattılar. 9 Eylül 1992 günü parti yeniden açıldı ve o günden beri faaliyetlerine devam ediyordu. 21 Mayıs 2026 günü AK Parti’nin yargı kolları ve butlan kolları Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir kez daha kapattı. Sizi, partinin üçüncü kez açılışına davet ediyorum…
Partiyi bırakmayacağız. Bırakırsak, biz yokuz dersek yüzde 5, yüzde 3’ün altında oy alabilir bunlar. Baskın seçimden de kimse endişe etmesin, adayımızı gösterir yüzde 60 oyla seçiliriz. Ama biz gidersek Biz gidersek CHP tarihi, logosu, markası sarayın atadığı bir yönetimin elinde kalır, nasıl bırakalım?”ifadelerini kullandı.
CHP’de yaşanan gelişmeler, Türkiye’de muhalefet üzerindeki baskıların son örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Türk yetkililerin uzun yıllardır, muhalif siyasi güçlerin etkisini sınırlamak amacıyla hem yargı mekanizmalarını hem de idari araçları kullandığı yönünde eleştiriler dile getiriliyor.
Özgür Özel’in açıklamalarında, yaşanan sürecin yalnızca parti içi bir mücadele değil, aynı zamanda iktidar tarafından yönlendirilen siyasi bir müdahale olduğu yönündeki inanç açık biçimde hissediliyor. Özel’in kullandığı “sarayın atadığı yönetim” ifadesi, Türkiye’de yargı ve devlet kurumları üzerinde etkili olmakla sık sık eleştirilen cumhurbaşkanlığı yönetimine yönelik açık bir gönderme olarak değerlendirildi.
Dikkat çeken bir diğer unsur ise, süreç boyunca polis müdahalelerinin yaşanması, parti genel merkezi çevresinde güvenlik önlemlerinin artırılması ve muhalif yönetime yönelik baskı iddialarının gündeme gelmesi oldu. Tüm bu gelişmeler, Türkiye’de siyasi rekabetin giderek demokratik zeminden uzaklaştığı ve daha çok güvenlikçi ile idari yöntemler üzerinden şekillendiği yönündeki kaygıları yeniden artırdı.
Özel’in konuşmaları, CHP’yi yalnızca bir siyasi parti olarak değil, aynı zamanda Türkiye’nin “laik ve Kemalist siyasi geleneğinin son büyük kalesi” olarak sunma çabası taşıyordu. Partinin “üçüncü açılımı”na yaptığı vurgu ise, kendi seçmen tabanına mücadelenin mahkeme kararlarına ya da iktidar baskısına rağmen süreceği mesajını vermeyi amaçlıyordu.
CHP’de ortaya çıkan tablo, yalnızca parti içindeki hukuki ya da örgütsel bir anlaşmazlık olarak değerlendirilemez. Yaşananlar, Türkiye’de iktidar ile muhalefet arasındaki uzun vadeli siyasi ilişkiler ve güç mücadelesinin daha geniş bir parçası olarak görülüyor.
Son yıllarda, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “siyasi ve sembolik mirası” arasında dolaylı bir karşıtlığın giderek derinleştiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Erdoğan döneminde devlet politikası düzeyinde, Atatürk etrafında şekillenen “kült niteliğindeki yaklaşımın” etkisini azaltmaya yönelik adımların kademeli olarak atıldığı; Atatürk’le bağlantılı bazı devlet ve toplumsal sembollerin ise ya değiştirildiği ya da kamusal söylemde daha geri planda bırakıldığı ifade ediliyor.
Bu çerçevede, ana muhalefet partisi CHP zayıflatılmasına yönelik olası bir strateji de tartışma konusu oluyor. Atatürk’ün kurduğu siyasi geleneğin temel temsilcisi olarak görülen CHP, iktidarın en önemli rakiplerinden biri kabul ediliyor ve parti içindeki bölünmelerin Türkiye’deki siyasi dengeler üzerinde etkili olabileceği değerlendiriliyor.
2023 yılında Türkiye’de gerçekleştirilen genel seçimlerde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu olmuştu. Kılıçdaroğlu’nun düşük kamuoyu desteğinin, Erdoğan’ın seçim zaferine katkı sağladığı yönünde değerlendirmeler yapılmıştı.
Sonraki seçim stratejisi kapsamında muhalefet, yeni bir aday etrafında birleşmeye çalışırken, öne çıkan en önemli isimlerden biri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmuştu.
Ancak Erdoğan’ın en güçlü siyasi rakiplerinden biri olarak görülen İmamoğlu, 2025 yılının Mart ayında tutuklandı ve hâlen cezaevinde bulunuyor. Bu durumun, muhalefet cephesindeki gerilimi daha da artırdığı değerlendiriliyor.
Bu gelişmelerin gölgesinde, devam eden yargı süreçleri ve CHP liderliği krizi, parti içindeki bölünmeleri daha da derinleştirebilir. Parti hızlı bir şekilde yeni bir kurultay gerçekleştiremez ve ortak bir yönetim oluşturamazsa, olası erken seçimlerde ciddi örgütsel ve siyasi zorluklarla karşı karşıya kalabilir.
Özellikle mevcut parçalı yapının sürmesi ve eski yönetimin geri dönüş senaryosunun güçlenmesi durumunda, muhalefetin ortak bir aday etrafında birleşme ihtimali de zayıflayabilir. Bu durum, iktidar değişikliği olasılığına dair “gerçekçi beklentileri” önemli ölçüde azaltabilir.
Bu nedenle ortaya çıkan kriz, yalnızca parti içi bir anlaşmazlık olarak değil; daha geniş bir siyasi sürecin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte parti içi mücadeleler, yargı müdahaleleri ve seçim stratejileri, Türkiye’nin iç siyasetindeki genel dinamikler içinde birbirine sıkı biçimde bağlanmış durumda.
Kaynak: Ermeni Haber









