Uzun süren çatışmalar ve müzakerelerin ardından Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG/SDF) bağımsız bir askeri yapı olarak faaliyetlerine son vermesi ve Suriye ordusuna entegre olması, Suriye’deki Kürt meselesinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. SDG’nin Genel Komutanı Mazlum Abdi (Mazlum Kobani), 25 Ağustos’ta Şam’da yaptığı açıklamada, örgütün bağımsız askeri misyonunu sona erdirerek kendisini feshettiğini ve tamamen Suriye devlet sistemine entegre olduğunu açıkladı. Abdi ayrıca Suriye Devlet Başkanı’nın Kürt meselelerinden sorumlu danışmanı olarak görevlendirildi.
SDG, 2015 yılında ABD’nin desteğiyle kurulmuş ve daha sonra IŞİD’e karşı mücadelede Washington’ın Suriye’deki başlıca kara gücü haline gelmişti. Yapının belkemiğini, Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyordu. Ancak Ankara açısından SDG, Türkiye’de terör örgütü olarak tanımlanan PKK’nın Suriye koluyla bağlantılı olması nedeniyle uzun süredir güvenlik tehdidi olarak görülüyordu.
Türkiye, yıllar boyunca Suriye’nin kuzeydoğusunda Kürtlere ait askeri ve siyasi özerk bir yapının oluşmasına karşı çıktı. Ankara, farklı dönemlerde askeri operasyonlar, sınır baskısı ve diplomatik girişimler yoluyla sınırları boyunca uzun süre faaliyet gösterebilecek bir Kürt silahlı yapısının oluşmasını engellemeye çalıştı.
Bu politika kapsamında Türkiye’de devam eden PKK’nın silahsızlandırılması süreci de özel önem taşıyor. 10-11 Ağustos tarihlerinde TBMM, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında PKK’nın silahsızlandırılması ve örgütsel varlığının sona erdirilmesi sürecine hukuki zemin hazırlayan çerçeve yasayı 467 oyla kabul etti. Dikkat çekici olan, Meclis’teki Kürt yanlısı partilerin de söz konusu düzenlemeye destek vermesiydi.
Bundan yalnızca birkaç gün sonra Suriye’de SDG’nin askeri yapısının feshedilmesi ve Suriye ordusuna tamamen entegre edilmesi sürecinin resmen tamamlandığının açıklanması dikkat çekti. Bu zamanlama, gelişmelerin Türkiye’deki PKK’nın silahsızlandırılmasından Suriye’deki Kürt silahlı yapısının bağımsız statüsünün sona erdirilmesine kadar uzanan daha geniş bir bölgesel sürecin parçası olarak değerlendirilmesine olanak sağlıyor.
Bununla birlikte, SDG’nin bu kararının yalnızca Türkiye’nin baskısından kaynaklandığını söylemek mümkün değil. Suriye’deki iç siyasi dengelerin değişmesi, Şam yönetiminin konumunu güçlendirmesi ve ABD politikasındaki değişiklikler de süreçte etkili oldu. SDG’nin kontrolündeki bölgelerin önemli bir bölümünün merkezi hükümetin kontrolüne geçmesiyle Kürt güçlerinin ayrı bir askeri yapı olarak varlığını sürdürme imkânları da büyük ölçüde azaldı.
Kürt tarafı açısından sürecin en önemli kaybı, yalnızca SDG’nin bağımsız bir askeri güç olarak kendisini feshetmesi değil, yıllar boyunca oluşturulan askeri ve idari kontrolün Suriye topraklarında resmen tanınmış bir Kürt özerkliğine dönüştürülememesi oldu. Suriye’nin kuzeydoğusunun önemli bölümünü uzun süre fiilen kontrol eden SDG, artık güçlerini Suriye devletinin askeri sistemine dahil ediyor.
Bununla birlikte Kürtlerin hiçbir kazanım elde etmediğini söylemek de doğru olmaz. Mazlum Abdi, Kürtçe eğitim hakkına ilişkin anlaşmaya varıldığını, bunun uygulanacağını ve ilerleyen süreçte geliştirileceğini açıkladı. Ancak dilsel ve kültürel hakların güvence altına alınması, bölgesel veya siyasi bir özerkliğin oluşturulduğu anlamına gelmiyor.
Dolayısıyla mevcut gelişme, Kürt tarafının askeri ve siyasi hedeflerinin önemli ölçüde sınırlandırılması olarak değerlendirilebilir. Kürtler belirli kültürel ve dilsel haklarını koruyacak olsa da Suriye topraklarında ayrı bir Kürt özerkliği oluşturma veya bağımsız bir askeri yapılarını sürdürme hedeflerine ulaşamadı.
Bu açıdan SDG’nin feshedilmesi, Türkiye’nin Suriye politikasında yıllardır izlediği stratejinin somut sonuçlarından biri olarak da değerlendirilebilir. Ankara, güney sınırları yakınında bağımsız bir Kürt silahlı yapısının varlığını engellemek şeklindeki temel stratejik hedeflerinden birini kendisi açısından arzu edilen noktaya yaklaştırdı. Daha önce önemli askeri ve bölgesel kozlara sahip olan Kürt güçleri ise artık geleceklerini Suriye merkezi yönetiminin bünyesinde şekillendirmek zorunda.
Sonuç olarak SDG’nin bu aşaması, Kürt özerkliğinin kurulmasından ziyade bu ihtimalin sınırlandırılmasının hikâyesi olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin uzun süreli baskısı, Suriye yönetiminin güçlenmesi ve ABD’nin değişen öncelikleri, Kürt güçlerinin bazı haklarını korumasına karşın askeri kazanımlarını Suriye’de ayrı bir siyasi özerkliğe dönüştürememesine yol açtı.
Kaynak: Ermeni Haber



