Orta Çağ Ermenistanı’nın bir dönem en önemli merkezlerinden biri olan Ani’nin korunması, bugün yalnızca mimari açıdan değil, dünya kültürel mirasının korunması bakımından da önemli bir mesele olarak öne çıkıyor.
Özellikle Ani Katedrali, Orta Çağ mimarisinin seçkin anıtlarından biri ve Ermeni mimarlık ekolünün en önemli örnekleri arasında yer alıyor. Yapı, yalnızca tarihî değil, aynı zamanda evrensel kültürel değere de sahip.
Bugün Türkiye sınırları içerisinde bulunan bu eşsiz kültür mirasında restorasyon çalışmaları devam ediyor. Çalışmaların temel amacı, yapıyı metal destek sistemleriyle güçlendirerek gelecek nesillere güvenli şekilde aktarılmasını sağlamak. Bununla birlikte restorasyon yalnızca Ani Katedrali ile sınırlı değil; Orta Çağ’ın bu görkemli kentinden günümüze ulaşan diğer yapı ve anıtlarda da çalışmalar sürdürülüyor.
Ayrıca, yüzyıllar boyunca farklı uygarlıkların izlerini taşıyan Ani Ören Yeri’nde arkeolojik kazılar da devam ediyor. Kazılar, Kafkas Üniversitesi uzmanlarından oluşan ekip tarafından yürütülüyor.
Ani, 2016 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Daha önce ise Dünya Anıtlar Fonu’nun (World Monuments Fund) tehlike altındaki kültürel miras listesine alınmıştı. Bu iki uluslararası statü, alanın korunmasına yönelik çalışmalara ilave güvence ve destek sağlıyor.
Armenpress, Ani’nin tarihi, katedralin mimari değeri ve devam eden restorasyon çalışmaları hakkında sanat tarihçisi ve kültürel miras araştırmacısı İbrahim Süleymanoğlu ile görüştü. Röportaj, değişim programı kapsamında Türkiye’de bulunan Ermeni gazetecilerin Ani ziyareti sırasında gerçekleştirildi.
Bir dönem “Binbir Kiliseli Şehir” olarak anılan Ani’nin tarihine değinen Süleymanoğlu, kentin tarihinin tek bir dönemle sınırlandırılamayacağını vurguladı. Ona göre şehir, farklı dönemlerde çeşitli devletlerin yönetimi altında kaldı. Katedral, Ermeni Bagratuni Krallığı döneminde inşa edildi; daha sonra Bizans’ın, ardından Selçukluların egemenliğine geçti ve bir süre cami olarak kullanıldı. Süleymanoğlu, tüm bu tarihî katmanların yapının geçmişinin ayrılmaz parçaları olduğunu ve bütüncül bir tarih anlayışıyla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Bu bölgenin Bagratuni dönemine ait olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Ancak Ani’nin tarihi bundan çok daha geniştir. Kent, farklı dönemlerden geçti ve her dönem bu alanda kendi izini bıraktı.” dedi.
Restorasyon çalışmalarına ilişkin bilgi veren Süleymanoğlu, uygulamaların temelinde Ermeni mimar Toros Toramanyan ile arkeolog Nikolay Marr’ın araştırmaları, çizimleri ve fotoğraflarının yer aldığını belirtti.
Ermeni Orta Çağ mimarisinin en önemli araştırmacılarından biri kabul edilen Toros Toramanyan, 1903 yılından itibaren Ani anıtlarını incelemeye başladı. Ani Katedrali ve diğer yapıların ayrıntılı ölçümlerini yaptı, fotoğraflarını çekti ve mimari restitüsyonlarını hazırladı. Çalışmaları, Ani’nin mimari mirasının bilimsel olarak incelenmesi ve korunması açısından büyük önem taşıdı.
Rus şarkiyatçı, dilbilimci ve arkeolog Nikolay Marr ise Ani’deki ilk kapsamlı bilimsel kazıları yönetti. Marr başkanlığında 1892-1917 yılları arasında gerçekleştirilen kazılarda kentin yapıları, kiliseleri, şehir dokusu ve çok sayıda arkeolojik buluntu incelendi. Marr’ın ekibi, Toros Toramanyan’ın da aralarında bulunduğu birçok uzmanı bir araya getirerek Ani’deki sistematik arkeolojik araştırmaların temelini attı.
Süleymanoğlu, “Amacımız yapıyı tamamen yeniden inşa etmek değil; zaman içinde kaybolan bölümleri mümkün olduğunca dikkatli ve bilimsel verilere dayanarak tamamlamaktır.” ifadelerini kullandı.
Katedralin kubbesinin restorasyonunun en zor konulardan biri olduğunu belirten Süleymanoğlu, kubbenin Orta Çağ’da beton, çimento ve metal taşıyıcı sistemler kullanılmadan inşa edildiğini hatırlattı. Günümüzde bu malzemelerin kullanılması halinde yapıya ilave yük bineceğini ve bunun taşıyıcı sistemi tehlikeye atabileceğini ifade eden Süleymanoğlu, bu nedenle uzmanların tam rekonstrüksiyon yerine yapının güçlendirilmesini tercih ettiğini söyledi.
Süleymanoğlu ayrıca, Ermenistan’daki ilgili bilimsel kurumların Ani anıtlarının üç boyutlu dijital modellerini hazırladığını, bunun önemli bir çalışma olduğunu ancak dijital modelleme ile gerçek restorasyon uygulamalarının tamamen farklı süreçler olduğunu vurguladı. Ona göre restorasyon çalışmaları çok daha karmaşık mühendislik çözümleri gerektiriyor.
Süleymanoğlu, zaman zaman basında yer alan “Ani Katedrali’nin yıkıldığı” ya da “özgün yapısının değiştirildiği” yönündeki iddiaları da reddetti. Ani’ye siyasi veya ideolojik tartışmaların konusu olarak değil, dünya kültürel mirasının seçkin bir parçası olarak yaklaşılması gerektiğini dile getirdi.
Ani’de devam eden arkeolojik araştırmalara da değinen Süleymanoğlu, kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “yer altı şehri” iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Süleymanoğlu, burada söz konusu olanın doğal arazi yapısı, vadiler ve bunların arasında oluşmuş geçitler olduğunu, arkeolojik çalışmaların da bu alanlarda sürdürüldüğünü ifade etti.
Kaynak: Ermeni Haber



