Ermeni Haber Ajansı, Suriye’de Kürtler ile Şam yönetimi arasında devam eden çatışmalar ve ateşkes süreçlerine ilişkin Ermeni ve Kürt kökenli gazeteci, fotoğrafçı, yazar Demir Sönmez ile bir röportaj gerçekleştirdi. Röportajda sahadaki son gelişmeler, taraflar arasındaki anlaşmazlıkların nedenleri ve bölgesel aktörlerin sürece etkisi ele alındı.
– Suriye’de Kürtler ile Şara yönetimi arasındaki çatışmalar 6 Ocak’tan bu yana sürüyor. Ateşkeslere rağmen neden sona ermiyor? Bu çatışmaların temel amacı nedir?
– Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ile Şara yönetimindeki Suriye hükümeti arasında 10 Mart 2025 ve 18 Ocak 2026 tarihlerinde çeşitli antlaşmalar yapılmış, Ekim 2025 ile 20 Ocak 2026 tarihlerinde ise ateşkes ilan edilmiştir. Ancak Şam hükümeti ile Kürtler arasında yapılan bu antlaşmalarda Kürtlere dayatılan maddeler, Kürt halkının kendi kaderini özgürce tayin etme hakkının açık bir inkârıdır. Kürtlerden, Şam hükümetinin iradesi altına girmeleri ve Şam yönetiminin sınırlı biçimde tanımayı öngördüğü hakları kabul etmeleri istenmektedir.
Suriye Şara hükümeti, Kürtlerin ait olduğu ve denetiminde bulunan bölgelerdeki tüm doğal zenginlikleri; petrolü, gazı, tarımı, su kaynaklarını ve sınır kapılarının kontrolünü ele geçirmek istemektedir. Bu amaçla Kürtleri söz konusu bölgelerden çıkararak Suriye’nin doğusunda dar bir alana sıkıştırmayı ve bu yolla imha etmeyi hedeflemektedir.
Kürtler bugüne kadar hiçbir zaman ateşkesi ihlal eden taraf olmamıştır. Ateşkesler, Suriye hükümetine bağlı cihatçı gruplar tarafından bozulmuştur. Özellikle vurgulamak gerekir ki Suriye’de mevcut Şara hükümeti ve ona bağlı cihatçı gruplar içerisinde ciddi bir çeteleşme söz konusudur. On yedi farklı cihatçı gruptan oluşan bu yapılar; HTŞ, IŞİD, El Nusra ve El Kaide türevlerinden beslenen, insanlık suçu işlemiş yapılardır. Geçmişte Ebu Muhammed el Colani kod adını kullanan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütünün yöneticisi Ahmed Şara, ABD tarafından kırmızı bültenle aranan ve başına 10 milyon dolar ödül konulan bir teröristti. Buna rağmen bir günde takım elbise giydirilerek Suriye’nin cumhurbaşkanı ilan edildi. Bu durum ABD, Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından fiilen meşrulaştırıldı. Kürt halkının 2015–2018 yılları arasında savaştığı Şara ve cihatçı gruplar bugün uluslararası aktörler tarafından kabul görür hâle getirilmiştir. Dün ABD ve koalisyon güçlerine karşı savaşan IŞİD ve benzeri örgütlerin önemli isimleri, bugün Şara yönetimi tarafından Kürt halkına yönelik soykırım politikalarında desteklenmektedir. Bu yapı sadece Kürtlere değil; Dürziler, Aleviler, Ermeniler ve Hristiyan azınlıklara karşı da sistematik biçimde insanlık suçu işlemektedir. Böyle bir zihniyetten barış üretmesini beklemek mümkün değildir.
– SDG neden Suriye ordusuna entegre olmayı reddediyor?
– Mevcut koşullarda Suriye’de kurumsal ve ulusal bir ordudan söz etmek mümkün değildir. Ortada entegre olunacak bir ordu yoktur. HTŞ’nin kendisi dahi homojen bir yapı değildir; on yedi farklı cihatçı gruptan oluşan bir çeteler topluluğudur. Kürtlerin bu yapılara entegre edilmesini savunmak açık bir akıl tutulmasıdır. Kürtler Orta Doğu’nun en kadim halklarındandır; modern, laik, insan haklarına saygılı, demokrat ve onurlu bir topluluktur. Cihatçı çetelerin Suriye ve Irak’ta, başta Êzîdî, Süryani ve diğer Hristiyan kadınlara karşı işlediği vahşet hâlâ hafızalardadır. Özellikle Kürt kadın askeri birliklerinin bu tecavüzcü ve katliamcı zihniyetin temsilcilerine entegre edilmesini istemek kabul edilemezdir. SDG’nin kendini feshederek bu yapılara katılması, kuzuyu kurda teslim etmekten farksızdır.
– Bu çatışmalarda Türkiye’nin rolü nedir?
– Türkiye bu sürecin en belirleyici aktörlerinden biridir. Suriye’nin bugün geldiği tablonun mimarlarından biri Türkiye’dir. Beşar Esad’ın devrilmesi sürecinin baş aktörleri Türkiye ve Erdoğan olmuştur. Nisan 2025’te ABD Başkanı Trump’ın Erdoğan’a yönelik sözleri bu gerçeği açık biçimde ortaya koymuştur. Trump, Erdoğan’dan övgüyle söz ederek, “Asla bizi hayal kırıklığına uğratmıyor, her isteğimi yapıyor” demiş; devamında ise “Yıllarca süren davalar ve başka sorunlar yaşayan bazı insanları serbest bıraktı. Ona ‘Onları serbest bırakmalısın’ dedim ve o da yaptı” ifadelerini kullanmıştır.
Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu, cihatçı gruplar, HTŞ ve Şara yönetimi, Kürt halkının Suriye’de herhangi bir statüye sahip olmaması için başından itibaren organize edilmiştir. Türkiye, ordusu, tankları, savaş uçakları, insansız hava araçları ve modern savaş teknikleriyle Suriye’de fiilen işgalci bir güç olarak yer almaktadır. Sahada çatışan iki temel güç vardır: Suriye Demokratik Güçleri ve Türk devleti.

– ABD ve Batılı ülkelerin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Daha düne kadar Kürtler için “stratejik ortak” diyen ABD, çok kısa bir süre içinde Kürt halkından desteğini çekmiştir. Bu durum, Kürtlerin cihatçıların ve bölgesel güçlerin politikalarına terk edildiğini açıkça göstermektedir. Türkiye Kürt halkının dünyanın neresinde olursa olsun en küçük insani ve siyasi kazanımlarına dahi tahammül edememekte; Kürtlerin kazanımlarını yok etmek için her türlü bedeli ödemeye ve her türlü tavizi vermeye hazırdır.
Bu bağlamda Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed, uluslararası topluma 2015–2016 yıllarında IŞİD’e karşı verilen mücadeleyi hatırlatarak şu çağrıyı yapmıştır: Bu halk, sizi korumak için gençlerini feda etti; siz de ayağa kalkmalı ve halkımız için doğru duruşu sergilemelisiniz.”
Bu çağrı, Kürt halkının uluslararası koalisyon ve insanlık adına ödediği ağır bedellerin ve bugün maruz kaldığı yalnızlığın açık bir ifadesidir. ABD için İsrail ve Türkiye vazgeçilmez stratejik ortaklardır. ABD, Fransa, Almanya, İngiltere ve diğer Batılı ülkeler çıkarları uğruna bir kez daha Kürt halkına sırtlarını dönmüştür. Şara hükümeti ile Türkiye, İsrail’e karşı bir tehdit oluşturmayacaklarını ABD garantörlüğünde Paris’te imzalanan 6 Ocak antlaşmasında açıkça taahhüt etmiştir. Türkiye, bölgede başta Kürt halkı olmak üzere diğer kadim halklar için bir tehdit olmaya devam etmektedir.
Son olarak şunu söylemek isterim ki, bugün Kürtler bir kez daha emperyalist ülkeler tarafından ekonomik, siyasi, politik ve askerî çıkarlar uğruna kurban edilmiştir. Ancak Kürtler hiçbir gücün önünde diz çökmemiş, ulusal ve ahlaki duruşlarından asla taviz vermemiştir.
18 Ocak’ta Şam’da yapılan antlaşmada, SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin önüne bir teslimiyet metni konulmuştur. Mazlum Abdi bu dayatmaya karşı, “Ben şerefimle ölürüm ama halkımı ve onurumu satmam” diyerek tarihsel bir duruş sergilemiştir. Bu duruş, yalnızca Mazlum Abdi’nin değil, tüm Kürt halkının duruşudur.
Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca Kürt; sokaklarda, caddelerde ve sınırları aşarak Rojava’daki direnişe katılmak üzere seferber olmuş durumdadır. Bu direniş, Kürt halkının iradesinin, onurunun ve özgürlük mücadelesinin ifadesidir.

Demir Sönmez
D İ K K A T !
Röportajda yer alan tartışmalı ifadeler, editör kadrosunun görüşleri ile örtüşmeyebilir. Fikirlerin içerik açısından editoryal müdahale olmaksızın tam olarak yayınlanması, aşağıdaki amaçlar için temel öneme sahiptir:
1. Okuyucularımıza Suriye’deki gelişmelerle ilgili uzmanların farklı düşünce ile yaklaşımlarını gösteriyoruz.
2. Gazetecilik davranış kurallarına uygun davranmaya çalışıyoruz.
Kaynak: Ermeni Haber









