Yaklaşık iki yıl aradan sonra Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Başkent Ankara’da Recep Tayyip Erdoğan ile basına kapalı bir görüşme yapıldı.
Ardından Yunanistan Başbakanı, Türkiye-Yunanistan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin (YDİK) 6. toplantısına katıldı.
Mitsotakis, dokuz bakandan oluşan bir heyetle Türkiye’ye gitti. Öne çıkan bir nokta ise, bu bakanlar arasında Türkiye karşıtı açıklamalarıyla tanınan Yunanistan eski Dışişleri Bakanı ve mevcut Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın bulunmamasıdır.
Ziyaret kapsamında taraflar, ticaret, ulaşım, altyapı, turizm ile ekonomik ve teknik işbirliğine ilişkin yedi mutabakat zaptı ve ortak bir bildiri imzaladı.
Taraflar ayrıca, ikili ticaret hacmini 10 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Türkiye Ticaret Bakanı’nın verdiği bilgilere göre, 2025 yılında Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticaret hacmi 6,7 milyar dolara ulaşmıştı.
Görüşmelerde gümrük noktalarının modernizasyonu, kara taşımacılığı izinlerinin artırılması, İzmir-Selanik deniz hattının yeniden faaliyete geçirilmesi, demiryolu bağlantılarının canlandırılması ve uçuş seferlerinin artırılması konuları ele alındı.
İki taraf da yaptıkları açıklamalarda, “pozitif gündemi” vurguladı ve diyalogun devam ettirilmesi gerekliliğine dikkat çekti. Erdoğan, “diyalog yollarının açık tutulmasının” öncelikli olduğunu belirtirken, Miçotakis ise ilişkilerin istikrarı için tehditlerin ortadan kaldırılmasının gerekli olduğunu vurguladı. Miçotakis, “Kader bizi aynı mahallenin sakinleri olarak belirlemiş. Biz bu coğrafyayı değiştiremeyiz kuşkusuz. Ancak bir ittifak oluşturabiliriz. Sorumluluk bilinciyle ülkelerimizin huzur ve refahı için çalışabiliriz. Eleftherios Venizelos (Eski Yunanistan Başbakanı) ve Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasına sahip çıkmak durumundayız” diye konuştu.
Hatırlanacağı üzere, Venizelos, Türkiye ile savaşın bitmesinden 7 yıl sonra, 1930 yılında Ankara’ya giderek Türk-Yunan Dostluk Antlaşması’nı imzalamıştı. Hatta 1934 yılında Eleftherios Venizelos, Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti.
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde “pozitif gündem” kavramı, 2021–2022 yıllarında politik söylemin yumuşatılması ve işbirliğinin derinleştirilmesi amacıyla daha sistematik bir politika olarak net biçimde şekillendiğini belirtmek gerekir.
Takip eden yıllarda, iki ülke arasında “Pozitif Gündem Ortak Eylem Programı” çerçevesinde düzenli toplantılar yapılmaya başlandı. Bu politika, yüksek politik gerilim yaratan konuların yanında, işbirliğinin mümkün olduğu ve karşılıklı çıkarların bulunduğu alanların da aktif şekilde ilerletilmesi ilkesine dayanmaktadır.
Başlıca hedefler arasında ticaret hacminin artırılması, yatırımların teşvik edilmesi ve enerji, ulaşım, telekomünikasyon, çevre, turizm ve eğitim alanlarında işbirliğinin geliştirilmesi yer alıyor. Ayrıca, düzenli temasların iletişimi güçlendirmesi ve sıklıkla politik gerginliğin artmasına yol açan yanlış yorumlamaları önlemeye hizmet etmesi amaçlanıyor.
Ancak konu hâlâ tartışmalı: “Pozitif gündem” uzun vadeli bir güven mekanizmasına dönüşebilir mi, yoksa sorunları çözmeden sadece geçici olarak gerilimi yönetmek için kullanılan bir araç olarak mı kalmaya devam ediyor?
Bu açıklamaların arkasında, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin gerçek tablosunu gösteren temel çelişkiler hâlâ varlığını koruyor. Taraflar arasında uzlaşma değil, devam eden stratejik görüş ayrılıkları söz konusu.
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin temel sorunlarından biri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1995 tarihli kararı olmaya devam ediyor. Bu karara göre, Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki karasularını 12 mile genişletme niyetini hayata geçirmesi durumunda bunun savaş nedeni (casus belli) sayılacağı belirtiliyor. Türk tarafına göre, Yunanistan’ın bu niyeti uygulaması halinde Türkiye’nin deniz yolları ciddi şekilde zarar görecektir. Öngörülen uygulama gerçekleşirse, Ege Denizi’nde Yunan payı %72,8’e ulaşacak, Türk payı ise %16,3’ten %9,27’ye düşecektir.
Ankara’dan gelen “barış” açıklamalarına rağmen, Türk tarafı söz konusu karardan vazgeçmeye dair herhangi bir niyet göstermedi. Aksine, son aylarda tansiyon, fiilen diplomatik baskı aracı olarak kullanılan NAVTEX (deniz sahasında yapılacak faaliyetler hakkında uluslararası telgraf uyarısı) ve NOTAM (pilotlara uçuş rotası veya sahadaki tehlikeler hakkında uyarı) ilanlarıyla kendini gösterdi.
İlginç olan şu ki Mitsotakis-Erdoğan görüşmesinden birkaç saat sonra, sözde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin lideri Tufan Erhürman New York’ta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir araya geldi.
Kıbrıs meselesi, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin temel bileşenlerinden biri olmaya devam ediyor. Türkiye iki devletli çözüm yaklaşımını savunurken, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti iki topluluklu, federal bir düzenleme modelini desteklemeye devam ediyor. Bu anlaşmazlıklar, iki ülke arasındaki “pozitif gündem”in ilerlemesini de ek bir engel teşkil ediyor.
Ankara, Yunanistan ile İsrail arasındaki derinleşen stratejik işbirliğini yakından takip ediyor. Son yıllarda Yunanistan ve İsrail, yeni silah alım programları ve hava savunma projeleri de dahil olmak üzere askeri, enerji ve savunma alanındaki bağlantılarını güçlendirdi.
Türkiye’de bu süreç sık sık bölgesel dengeyi tehdit eden bir gelişme veya hatta Ankara’ya karşı yöneltilmiş bir işbirliği olarak sunuluyor. Özellikle Doğu Akdeniz’de enerji projeleri ve güvenlik formatları çerçevesinde şekillenen Yunanistan–İsrail–Kıbrıs işbirliği, rekabetçi bir düzlemde değerlendiriliyor.
Aynı zamanda Yunanistan, partnerlik ilişkilerinin herhangi bir üçüncü ülkeye karşı yönelmediğini ve bölgesel istikrarı sağlamayı amaçladığını bildiriyor.
Ziyaret günlerinde Türkiye Enerji Bakanı, Libya’da petrol arama hakkı elde edeceğini açıkladı. Bu adım, Yunanistan ve bazı Avrupa ülkeleri tarafından uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirilen 2019 tarihli Türkiye-Libya deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasını hatırlatıyor.
Doğu Akdeniz’de deniz sınırları konusu, derin bir ihtilaf kaynağı olarak varlığını sürdürüyor. Türkiye, bu kapsamda attığı adımları meşru çıkarların korunması olarak sunarken, Yunanistan bunları etkisini genişletme politikası olarak değerlendiriyor.
Mitsotakis’in Ankara ziyareti, diyalogun sürdürülmesi açısından önemliydi; ancak bu ziyaret, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin temel mantığını önemli ölçüde değiştirmedi. Tarihsel referanslar ve ekonomik anlaşmalar, Ankara’nın sürdürdüğü tehditleri ve bölgesel nüfuz arayışlarını ortadan kaldırmıyor.
Bu aşamada “pozitif gündem”, gerçek bir uzlaşma haritası olmaktan ziyade, daha çok gerilimi kontrol altına alma mekanizması olarak işlev görüyor. Türkiye’nin güç kullanımı tehdidinin net bir şekilde ortadan kaldırılması ve uluslararası hukuka uygun dengeli bir yaklaşım benimsenmeden, güvenin tam olarak yeniden tesis edilmesi zor görünüyor.
Bugün Türkiye-Yunanistan ilişkileri, kontrol edilebilir bir gerilim aşaması olarak nitelendirilebilir; taraflar tırmanıştan kaçınmaya çalışıyor, ancak henüz uzun vadeli çözümlere yaklaşmış değiller. “Pozitif gündem”, siyasi irade ve karşılıklı güvenin güçlendirilmesi ile desteklendiği takdirde bir “köprü” işlevi görebilir. Aksi takdirde, sadece gerilimi yönetmeye yönelik geçici bir araç olarak kalır, kalıcı bir çözüm sağlamaz.
Kaynak: Ermeni Haber









