Orta Doğu’da devam eden gerilim ve askeri operasyonlar, yalnızca bölgenin güvenlik ortamını değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel aktörler için yeni ekonomik ve siyasi hesaplamaları da beraberinde getiriyor. Bu koşullar altında Türkiye, doğrudan askeri çatışmalara dahil olmaktan kaçınarak daha temkinli ve hesaplı bir tutum sergilemeye çalışıyor. Aynı zamanda Ankara’nın aktif bir arabulucu ya da barış girişimlerinin öncüsü olarak öne çıkmak konusunda da aceleci davranmadığı gözlemleniyor.
Bu yaklaşım tesadüfi değil. Türkiye’nin politikası çoğu zaman, uzun süren çatışmaların başta Iran ve Basra Köfrezi ülkelerinin bir kısmı olmak üzere bölgedeki diğer büyük aktörleri ayıflatabileceği yönündeki hesaplara dayanıyor. Bu ülkeler ekonomik ve siyasi kaynaklarını güvenlik ve savaş harcamalarına yönlendirdikçe, zamanla yıpranıyor ve ekonomik rekabet güçlerinin bir bölümünü kaybediyor.
Ankara, kriz dönemlerinde ekonomik akışları, yatırımları ve turizm yönelimlerini kendi ülkesine çekmeye çalışıyor. Başka bir deyişle, bir bölge için sorun haline gelen gelişmeler, Türkiye açısından fırsata dönüştürülmeye çalışılıyor.
Israil ve ABD tarafından İran’a yönelik yürütülen operasyonlar ile Hürmüz Boğazı çevresindeki tehditler, ticaret aktörlerini alternatif güzergâhlar aramaya yöneltiyor. Bu alternatiflerden biri olarak Türkiye’deki Mersin limanı öne çıkıyor. İstatistiklere göre burada ticari hareketlilik şimdiden yaklaşık %20–30 oranında artmış durumda ve önümüzdeki günlerde bu artışın sürmesi bekleniyor. Türkiye ise bu süreçte transit ve ticaret merkezi konumunu güçlendirmeye çalışıyor.
Uzmanların bir kısmına göre artan askeri gerilim ve füze saldırısı tehdidi, Dubai’nin ekonomik ortamı üzerinde de hissedilir etki yaratmaya başlamış durumda. On yıllar boyunca bölgenin önemli finans, ticaret ve turizm merkezlerinden biri olan Dubai’nin ekonomik yapısı büyük ölçüde hizmetler, finans ve uluslararası sermayeye dayanıyor.
Bu tür ekonomiler güvenlik risklerine karşı oldukça hassas kabul ediliyor. Sınırlı askeri tehditler dahi yatırımcı güvenini, iş ortamını ve turizmi olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle bazı uzmanlar, Dubai’de faaliyet gösteren şirketlerin alternatif merkezleri değerlendirmeye ya da faaliyetlerini çeşitlendirmeye başladığını ifade ediyor.
Özellikle Istanbul’un bölgesel bir finans merkezi olarak bazı işlevleri üstlenebileceği dile getiriliyor. Son yıllarda Türkiye, İstanbul Finans Merkezi projesine önemli yatırımlar yaparak burayı uluslararası bir finans platformuna dönüştürmeyi hedefliyor.
Turizm alanında da benzer bir eğilim söz konusu olabilir. Güvenlik sorunlarının Basra Körfezi turizm pazarını etkilemesi halinde Antalya ve Türkiye’nin diğer turistik bölgeleri, uluslararası ziyaretçiler için daha güvenli ve erişilebilir alternatifler olarak öne çıkabilir. Türkiye’nin gelişmiş turizm altyapısı, geniş otel ağı ve rekabetçi fiyatları bu süreci destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.
Bununla birlikte Türkiye’nin bölgesel finans merkezleriyle rekabetinde sınırlayıcı faktörler de bulunuyor. Bazı uzmanlara göre Türkiye, uzun yıllardır Dubai’nin sunduğu düzeyde vergi avantajları ve düzenleyici cazibeye henüz sahip değil. Yatırımcılar açısından öngörülebilir vergi sistemi, istikrarlı finansal düzenlemeler ve uzun vadeli ekonomik güven büyük önem taşıyor.
Bu nedenle Türkiye’nin bölgeden yönelen yatırımları çekebilmesi için daha kapsamlı ekonomik ve mali reformlara ihtiyaç duyduğu sıkça dile getiriliyor. Aksi halde, uluslararası sermayeyi çekmek üzere uzun yıllarda inşa edilmiş ekonomik modellerle rekabet etmek zor olabilir.
Öte yandan tarım ve ihracat alanında da dikkat çeken gelişmeler yaşanıyor. Son on yılda Rusya, taze meyve ve sebze ihtiyacının önemli bir bölümünü İran’dan karşılarken, Türkiye’den ithalat 2015 yılındaki Rusya-Türkiye uçak krizi sonrasında ciddi şekilde azalmıştı. Ancak son gelişmelerin ardından İran’dan tedarikin aksamasıyla birlikte Rusya pazarı yeniden Türkiye’ye yönelmeye başladı.
Tüm bu gelişmeler, Türkiye’nin doğrudan askeri çatışmalara dahil olmadan da bölgesel krizlerden ekonomik açıdan fayda sağlayabildiğini gösteriyor. Orta Doğu’daki çatışmalar yalnızca siyasi ve askeri sonuçlar doğurmakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomik dengeleri de yeniden şekillendiriyor.
Türkiye ise bu süreçte, askeri risklerden uzak durarak ekonomik ve stratejik avantaj elde etmeye odaklanıyor. Bu stratejinin başarısı ise büyük ölçüde Türkiye’nin ekonomik sistemini ne ölçüde uluslararası yatırımcılar için cazip hale getirebileceğine ve bölgesel değişimlere ne kadar hızlı uyum sağlayabileceğine bağlı olacak.
Kaynak: Ermeni Haber
Yazar: Ayşe Maraşlı








