Ermeni Soykırımı’nın 111. anma yıldönümü vesilesiyle Ermenihaber.am, Türkiyeli tarihçi, Ermeni Soykırımı konusunda araştırma ve çalışmalarla bilinen Sait Çetinoğlu ile konuyla ilgili bir özel röportaj gerçekleştirdi.
-Sayın Çetinoğlu bir Türkiyeli tarihçi olarak sizin için 24 Nisan ne anlam taşıyor ve ne sembolize ediyor?
-24 Nisan, uygar dünyanın gözü önünde 20. Yy’dan günümüze uzanan Ermeni halkına uygulanan ve bugüne kadar telafi edilmeyerek inkar edilen Soykırımın başlangıcıdır. 24 Nisan Ermeni halkına karşı topyekün bir komplonun ilk günüdür. Bir düğmeye basılmış gibi Ermeni partileri, dernekleri ve gazeteleri kapatılmış toplum önderleri ve aydınları tutuklanarak bilinmezliğe, ölüm yollarına gönderilmesinin yıldönümüdür. 24 Nisan komplosu ile Ermeni halkının Soykırıma karşı direniş potansiyeli kırılmış, toplum önderlerinin enterne edilmesi sonrası Ermeni halkının her şeyleri ellerinden alınarak “tehcir” adı altındaki ölüm kervanları ile ölüme gönderilmesi kolay olmuştur.
Ne yazık ki yüz yıl sonra günümüzde Artshak Ermeni Halkına uygulanan Soykırımı da “uygar” dünya seyretmekten utanmamıştır. Tarihi Ermenistan’da yaşananlar Artshak Cumhuriyeti Ermenilerine uygulanması “uygar” dünyanın yüzünde silinmeyecek bir başka kara leke olarak duracaktır.
-Ermeni Soykırımının 111. yıldönümü yaklaşıyor Siz, insan olarak Ermeni halkının acısını nasıl algılıyorsunuz? Ermeni halkının evladı olsaydınız sizin için bu yaranın iyileşmesi yolu hangisi olurdu?
-Soykırımın 111. yıldönümünde hala Ermeni halkına uygulanan Soykırımı anlamamak/inkar etmek utanmazlıktan başka bir şey değildir. Ermeni halkına uygulanmaya devam eden soykırımın durdurulması, “tazmini” ve “telafisi” için gerekli girişimlerde bulunulması insanlığın borcu olarak orta yerde olduğu gerçeği artık görülmelidir
-Türkiye’nin hükümeti değişiyor, ama Ermeni Soykırımı’nın inkârı değişmiyor. Şu an ilişkiler düzeliyor gibi görünürken, Sizce Türkiye’nin Soykırımı kabul edeceği ve tanıyacağı bir gün gelecek mi?
-Türkiye’nin Ermeni Soykırımını bugünden yarına tanıması bana çok gerçekçi gelmiyor. Birçok önemli neden tanımayı zorlaştırıyor. Bu etmenlerden birkaç tanesini saymakla yetinsek bile tanımanın neden imkansız olduğunu anlatmak için yeterlidir; Birincisi, Ermenistan Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti ilişkileri asimetrik bir ilişkidir. Bu asimetri tanımanın önünde en büyük engellerden biridir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 17 Ekim 1920 günlü Gizli OturumundaBurdur mebusuİsmail Suphi Soysallı’nın konuşmasında tema günümüzde de aynen geçerlidir; “Ermenistanı bugünkü bulunduğu yerde bırakmak bizim için bir vecibedir. Ermenistanı büyültmek henüz küçük iken bir diken fidanının altına bir araba gübre atmak demektir.” Ermenistan’a nefes aldırmamak temel ve değişmez devlet politikasıdır. Hükümetler değişse de bu politika değişmez.
Bu konuda M. Kemal’in Adana konuşmasını daha da aydınlatıcıdır;
Mevcut olanlar da icap eden derecede sanatta mahir değildi. Arkadaşımız beyanatında demişlerdir ki, Adana’mıza müstevli olan anâsır-ı saire, şunlar, bunlar, Ermeniler sanat ocaklarımızı işgal etmişler ve bu memleketin sahibi gibi bir vaziyet almışlardır. Şüphesiz haksızlık ve küstahlığın bundan fazlası olamaz. Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleketiniz sizindir, Türklerindir. Bu memleket tarihte Türk’tü, o halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır (şiddetli alkışlar). Gerçi bu güzel memleket kadim asırlardan beri çok kere ecnebi istilâlarına maruz kalmıştı. An-asıl Türk ve Turanî olan bu ülkeleri İranîler zapt etmişlerdi. Sonra bu yerler İranîleri mağlûp eden İskender’in [Alexander the Great] eline düşmüştü. Onun ölümüyle memalik taksim edildiği vakit Adana kıt’ası da Silifkelilerde [Selefki olmalı] kalmıştı. Bir aralık buraya Mısırlılar yerleşmiş, sonra Romalılar istilâ etmiş, sonra Şarkî Roma yani Bizanslılar eline geçmiş, daha sonra Araplar gelip Bizanslıları kovmuşlar; en nihayet Asya’nın göbeğinden tamamen kaynayan Türkler soyundan ırkdaşlar buraya gelerek memleketi, hayat-ı sabıka ve asliyesine iade ettiler (alkışlar). Memleket en nihayet yine sahib-i aslilerinin elinde takarrür etti. Ermeniler ve sairenin burada hiçbir hakkı yoktur. Bu bereketli yerler koyu ve öz Türk memleketidir. metnin günümüz Türkçe versiyonu yazının sonunda verilmiştir
M. Kemal’in konuşmasının günümüz türkçesi
* Mevcut olanlar da gereken ölçüde sanat becerisine sahip değildi. Arkadaşımız konuşmasında şöyle demiştir: ‘Adana’mıza yerleşmiş olan diğer unsurlar, şunlar bunlar, özellikle Ermeniler, sanat ve zanaat alanlarımızı ele geçirmiş ve bu memleketin sahibi gibi davranmaya başlamışlardır.’ Şüphesiz bundan daha büyük bir haksızlık ve küstahlık olamaz. Ermenilerin bu verimli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleket sizin, yani Türklerindir. Bu memleket tarihte Türk’tü; o halde yine Türk’tür ve sonsuza kadar Türk olarak kalacaktır (şiddetli alkışlar).
Gerçi bu güzel memleket eski çağlardan beri birçok kez yabancı istilasına uğramıştır. Aslen Türk ve Turan kökenli olan bu toprakları İranlılar ele geçirmişti. Daha sonra bu yerler, İranlıları yenen İskender’in [Alexander the Great] eline geçti. Onun ölümünden sonra ülkeler paylaşıldığında Adana bölgesi Silifkelilerin [Selefki olmalı] elinde kaldı. Bir süre Mısırlılar buraya yerleşti, ardından Romalılar istilâ etti, sonra Doğu Roma yani Bizans yönetimine geçti. Daha sonra Araplar gelip Bizanslıları buradan çıkardılar; en sonunda ise Orta Asya’dan gelen Türk soyundan insanlar buraya yerleşerek memleketi eski ve asıl durumuna geri döndürdüler (alkışlar).
Böylece memleket en sonunda yine asıl sahiplerinin elinde kalmıştır. Ermenilerin ve diğerlerinin burada hiçbir hakkı yoktur. Bu bereketli topraklar tamamen Türk yurdudur.”
İkincisi, T. C.’nin kurucu babalarının Ermeni Soykırımı ile anılmaları da tanımaya karşı önemli engellerden biridir. Ermeni Soykırımı ile suçlananlar T.C.’nin bürokrasisini ve burjuvazisini oluşturmuşlardır. Bu konudaki biyografi çalışmamın hurdacıya kilo ile satılarak ortadan kaldırılması benim için şaşırtıcı olmamıştı.Sonuncusu günümüzün Türk ve Kürt burjuvasının temelleri Ermenilerden çalınan değerlerle atılmıştır. Her burjuvazinin elleri kana bulanmıştır. Ancak, bir ulusun tarihsel topraklarından kazınıp, değerleri çalınıp birikimlerinin tamamına el konması örneği çok çok azdır. Bu gerçeği Türk-Kürt burjuvazisinin sindirmesi çok zordur. Kimse henüz atalarının katil ve hırsız olduğunu kabul etmeye hazır değil. Ermenilerden çalınan malların bir kısmının örnekleri için uzun bir listenin linkini meraklısı için paylaşmak isterim. El konulan/çalınan Ermeni mallarının kullanımına ilişkin bir başka gerçek de bu linkte paylaşılmıştır.Ermenilerden çalınanlar söz konusu edilmeyecektir. T.C. bu konuda çok hassastır.
–Dünya geliştiriyor ve toplumlar uygarlaşmaya çalışıyor, yaşanan ve yaşanmakta olan olaylara farklı bir şekilde bakmaya ve kabul etmeye başlıyor. Size göre, Türk toplumunun Ermeni Soykırımı ile yüzleşmeye hazır olacağı bir gün gelecek mi?
-Dünyanın geliştiği toplumların uygarlaştığı önermesini gerçekçi görmüyorum. Türkiye’de Ermeni Soykırımını “kabul” edenlerin söylemleri sorunludur. Kimse kendi biyolojik dedesinin soykırımcı ve hırsız olduğunu kabul ettiğine şu ana kadar rastlamadım. Acılar yarıştırılır. Söze “Ermenilerin başına kötü işler geldi ama Ermeniler de… “ kalıbıyla başlanır ve sözü örtülü olarak Ermenilerin Soykırımı hak ettiklerini söyleyerek bitirirler. 85 milyonluk ülkede Ermeni soykırımını kınayan ve özür dileyenlerin kampanyası ancak 30 bini geçebilmesi de üzücü bir gerçektir.
Geçtiğimiz günlerde Türkiyeli aydınlar tarafından Komünist Manifesto ile ilgili bir sempozyum düzenlendi. Sempozyumda Ermenilerden kimse davet edilmemişti. Oysa bu memlekete Komünist Manifestonun Ermeniceye çevrilmesi ve baskı sürecine ilişkin bilgiler Engels’in Komünist Manifesto’nun 1888 İngilizce baskısına yazdığı önsözde mevcuttu. Sosyalist literatürde bu coğrafyaya sosyalizmi taşıyanların Ermeniler olduğu gerçeği görmezden gelinir. Türkiye Sosyalist Hareketi 1920’den İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organı “Türk Yurdu”nun eski yayın müdürü Mustafa Suphi’nin Türkiye Komünist Fırkası ile başlatılarak coğrafyamızdaki Ermeni Sosyalist Hareketlerinin hiçbirinden söz edilmez sadece bu örgütler terör ile ilişkilendirilirler. Ayrıca bu tavır Ermenilerin 19.Yy’ın ikinci yarısından itibaren başlayan demokratikleşme çalışmalarına karşı da sürdürülür. Ermenilerin coğrafyamızın demokratikleştirilmesi çabaları görmezden gelinmektedir. Ermenilerin Osmanlı anayasasının hazırlanması yürürlüğe konması l ve demokratik mücadelelere katkılarından hiç söz edilmez.
Türkiye Gazetecileri Cemiyetinin öldürülen/şehit edilen gazetecilerin listesinde 24 Nisan 1915 ve sonrasında katledilen Ermenilerden kimse yoktu. Yakın zamanda katledilen Sosyalist gazeteci Hayrabet Konca’ya da listede yer verilmemiş. Utangaç bir şekilde Hrant Dink’i listeye ilave etmek zorunda kalmışlardır. Bu listede katledilen Helen gazetecilere de yer verilmemesi de şaşırtıcı değildir.
12 Eylül faşist cuntasınca idam edilen Levon Ekmekçiyan’a da Türkiyeli sosyalistlerce düzenlenen faşist cuntanın katlettikleri arasında isminin anılmaması çok olağan karşılanmalıdır.
Son olarak, özellikle dört partinin oybirliğiyle soykırıma karşı Ermeni direnişinin en önemli noktalarından biri olan Urfa’ya tartışmasız ve itirazsız “İstiklal madalyası” verildiği (2016) koşullarda Türkiye toplumu adına bir şey söyleyebilmek, umutlu olmak zor görünüyor. Ermeni direnişinin kırılmış olduğu illere Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Kahraman”, Gazi”, “Şanlı” gibi unvanlar verilmesi de yerleşik bir gelenektir.
Verilen örneklerin aşırı/uç örnekler olduğu düşünülmemelidir. Sağdan sola geniş yelpazede “düşünce” budur. Aslında toplumun düşüncesi olduğu da söylenemez. Zira “düşünce” tembelidir. Kendi adına “düşünen”in peşinden gider.
Yakın zamanı bir yana bırakalım uzak bir ufukta dahi maalesef toplumun Soykırımla yüzleşme perspektifi görülmüyor.
Kaynak: Ermeni Haber








